Konu Kurum Değişikliği ve Engeller

Fadıl Doğan

14-06-2026 16:58

Yıl 2005 Şevket Gürsoy Milletvekili olmuş, ben'de Fadlı Doğan olarak, kırk'ımdan sonra okumaya merak salmış, büyük çabalar sonucu, açıköğretim olarak, İlköğretim, Lise ve Kamu Yönetimi Lisans diplomalarını hiç sınıfta kalmadan, okuyup, hak kazanıp Mezun oldum.

Adıyaman Valiliği tarafından açılan memurluk sınavı geçerek, Adıyaman İl Milli Eğitim Müdürlüğüne Memur olarak atandım. 

Milli Eğitim Bakanlığında görevde yükselmelerde Eğitim Fakültesi Mezunlarına öncelik tanındığından dolayı, yükselebilmek için acilen kurum değiştirmem hasıl olmuştu.

Şevket Ağabeyimin tavsiyesi üzerine, Ticaret İl Müdürlüğünde munhal boş bulunan bir kadroya geçmek için başvuruda bulundum.

Valilik Oluru ile çıkan resmi yazımı, elden alarak Ankaraya gittim. Sabah saat 09.00 gibi TBMM'ye (Türkiye Büyük Millet Meclisine), Milletvekili Şevket Gürsoy'un makamına gittim.

Şevket Abi henüz gelmemişti, danışmanın odasına girip, selam verdim. 
-Danışman, selamımı almadı. 
Beni görürgörmez; "Fadlı Doğan, sen neye geldin, ben sana gelme demedim mi? Senin işin olmaz demedim mi?"
-Ben, "Ben senin yanına gelmedim, geldiysem vekilimin yanına geldim, sana ne oluyor, bu tepkin niye."
-Danışman, "Ben olmaz diyorsam senin işin olmaz, aha git vekillerin orada yapabiliyorsan yap" dedi. 

Ben, danışmanın odasından çıkıp, koridorda Şevket Abinin gelmesini bekledim. 
Saat 10.00 gibi Şevket Abi geldi. Selamlaştıktan sonra, neden koridorda bekliyorsun diyerek, koluma girip beni odasına götürdü. 

Ben, Ankaraya geliş sebebimi ve danışmanın tavrını kendisine anlattım. 
Önce danışmanı çağırıp, azarlıyarak uyardı. Daha sonra, Ticaret ve Sanayı Genel Müdürünü arayarak, beni genel müdüre yönlendirdi.

Genel Müdüre gittiğimde;
-Genel Müdür; "Bu iş beni aşar, daha önce bu kadroya Adıyaman'dan iki kişi başvuru yaptı. İki milletvelili birini destekledi, iki milletvekili de birini destekledi, Adıyaman milletvekilleri bir kişi üzerinde anlaşamadıkları için, ikisininde başvurusu ret edildi. Sen gelmeden önce konuyu müşteşarımızla görüştüm. Müşteşar vatandaş gelince bana gönder dedi."

Genel Müdür bir görevli çağırarak beni Müşteşar beye yönlendirdi. 
Müşteşar, Adıyaman'ın beş milletvekilinin olurunu getirirsen, ancak senin işin olur, bide elini çabuk tut, eğer yılbaşına kadar anlaşamasanız, bu kadro tenkis olur ve başka bir il'e geçer" dedi. 

Ben, gelip durumu Şevket abiye arz ettim. Şevket abiyle birlikte, milletvekili Mehmet Özyol'un makamına gidip durumu anlattık. 
Sayın Özyol, kendi sekreterine; Ticarat ve Sanayı bakanlığına hitaben, boş bulunan bu kadronun Fadlı Doğan'a tahsis edilmesi için, bir dilekçe yazdırdı. Dilekçenin altınada beş milletvelilinin adını açtı. 
Mehmet Özyol ve Şevket Gürsoy hemen imzaladılar. -milletvekili Mahmut Göksu ise; "Madem Ağabeylerim böyle uygun görmüş, bende imzaliyayım" deyip imzaladı. 

-Milletvekili Ahmet Faruk Ünsal; "Böyle işlere karşıyım, ancak hadi bakalım, senin hatırına bende imzaliyayım" deyip imzaladı. 

Milletvekili Hüsrev Kutlu"ya bir türlü ulaşamadım. 
Şevket abi, Hüsrev Beyi arayarak, durumu anlattı. ve "Şeyhim eğer iznin olursa senin yerinede ben bir çızığ atayım" dedi. 
-Fakat Hüsrev bey; "hayır ben Ankara dışındayım, yarın geleceğim, kendim imzalarım" demiş. 
Hüsrev Kutlu, gelmesine gelmiş ama sırf benimle karşılaşmamak için odasına gelmiyor. Genel kurula girip çıkıyor, birşey lazım olduğunda ise Konyalı danışmanı kendisine ulaştırıyor. Kaç gün öyle geçti, bekledim gelmedi. 

Birgün Samsat Ağalarından rahmetli Hacı Çetin Ağa, Hüsrev Beyle görüşmeye geldi. Danışmanın odasında oturup sohbet ederken, ben kendi durumumu Hacı Ağaya anlattım. 
Hacı Çetin Ağa, danışmana, Hüsrev beyi ara gelsin dedi. 
Danışman, Hüsrev beyi aradı ve Hacı Çetin Ağanın geldiğini söyledi. 
Telefonu kapatıktan sonra -Danışman; "Buyrun Hacı Bey sizi götüreyim, sayın vekilim genel kurulun orda sizinle görüşecek" dedi. 
-Hacı Ağa; "Öyle şey olmaz, başka vatandaşlarda burada bekliyor, tekrar ara söyle, buraya geliyorsa gelsin, gelmiyorsa benimlede görüşmesin" dedi. 

Sonuç itibariyle, Hacı Ağanın sayesinde Hüsrev Kutlu odasına geldi. 
Odada ben varım, Hacı Ağa var ve Gazeteci Erdal Özkaynar var. 
-Hacı Ağa; "Fadlı Doğan Yeğenim, kaç gündür seni bekliyor önce onun işini gör" dedi. 

-Hüsrev Kutlu, Bana dönerek; "Fadlı Doğan, sen ilkokul mezunu olarak milli eğitim müdürlüğünde işe girdin, orta, lise ve dört yılık üniversite diplomalarını açıköğretim olarak okuyup aldın, hizmetliyken, memurluk sınava girip, memur sınıfına geçtin. 
Şimdide ticaret sanayı müdürlüğüne geçmek istiyorsun. Herşeyden haberim var, Sen çok hızlı gidiyorsun, haline şükret ve git otur, oturduğun yerde." dedi. 

-Ben; "Hüsrev Bey, bu can bu tende oldukça, ben, yaşadığım sürece, sana ve senin gibi düşünenlere rağmen, sonuna kadar mücadelemi sürdürürüm, başarılı olup, olamayacağımı da, ancak ve ancak Allah, bilir" dedim.
Odadan dışarı çıkıp, ceviz kaplama olan meclis koridorlarını tekmeleyip, bağıra bağıra ortaya küfür etmeye başladım. 
Aynı koridorda bulunan Ahmet Faruk Ünsal'ın danışmanı gelip, ağzımı kapatarak beni kendi odasına götürdü. "Sen ne yapıyorsun dedi, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu hareketinden dolayı seni altı ay sorgusuz, sualsız içeri atarlar" dedi.
Beni sakinleştirip çay  ikramında bulundu. 
Bu arada, -Hacı Çetin Ağa; "Hüsrev Bey, senin hemşehrilerin başarılı oliyorsa, senin bununla gurur duyman gerekir. Ama sen, Fadlı Beye haksızlık yaptın, onu çağırıp, işini görüp, gönlünü almanız gerekir." demiş.
 
Hüsrev Kutlu, beni bulup, götürmesi için Erdal Özkaynar'ı göndermiş. 
Ben, gitmemek için direndiysemde...
-Erdal Bey; "Sen odadan çıktıktan sonra Hacı Ağa, kendisine kızdı, oda söylediğinden pişman olmuş, oraya gitmeyle sen küçülmesin, önemli olan senin işinin görülmesi" deyip ricada bulununca, ben, Erdal Yeğenimi kırmayıp gittim. 
-Hüsrev Bey; "Yahu küsüra bakma, sen beni yanlış anladın, ben, bu dilekçe işine ve imzalara kızdım. Çünki, bu imzalar yasal değil, imzalamama da gerek yok. Müşteşar Adnan Delikurt, benim dostum, arkadaşım, ben şimdi telefon eder imzamın arkasında olduğumu söylerim." dedi. 

-Hüsrev Bey, Sekreterine müşteşarı bağlamasını söyledi. -Sekreter, müşteşar bey, telefona cevap vermiyor, şu anda makamda yok galiba. 

-Ben; "Sayın Vekilim cepten ararmısınız lütfen" dedim.
-Hüsrev Bey; "Sen git, sen daha oraya varmadan, ben arar söylerim" dedi. 
-Ben; "Sayın Vekilim, bu dilekçeyi imzalarsanız telefon etmeye gerek kalmaz" dedim. 

-Hüsrev Bey; "onlar bilmiyor ama ben avukatım, ben biliyorum, o dilekçeyi imzalarsam, süç işlemiş olurum, onun için sen git selamımı söyle, o imzalarada gerek yok. sen daha oraya kavuşmadan ben, arar gerekeni söylerim" dedi. 

Ben, çaresizce müşteşarın yanına vardım, Hüsrev Vekilimin selamını ilettim, imzasının arkasında olduğunu ve sizi aramış olması olduğunu söyledim ve
Dilekçeyi masasına bıraktım, orada dört vekilin imzası var, Hüsrev Vekilimde sizi aramış olmalı" dedim. 

Müşteşar Adnan Delikurt Beyin, adı çok heybetli olmasına rağmen, kendisi kısa boylu, ufak tefek bir adamdı. masanın arkasında zarzor görünüyordu. 

Sayın Müşteşar, öyle heybetli bir hırsla ayağa kalkarak, "Madem Hüsrev Vekilin, imzasının arkasındaysa, imzalayıp gönderseydi ya" diyerek, dört vekilin imzasının olduğu dilekçeyi bana doğru fırlattı. 
Dilekçe masanın üstünden kayarak yere düştü. 
Ben, odadan dışarı çıkarken müşteşar bey, ardımdan bağırarak o dilekçeni yerden al dedi. 

-Ben, geri dönüp, "O dilekçe orada kalacak, Hüsrev Beyin Şerefine, gidip gelip basarsınız" dedim. 
Gidip başımdan geçenleri Şevket Gürsoy, Ağabeyime ve  Mehmet Özyol, Vekilime anlattım. 
Sayın Özyol, Hüsrev'e sitem ederek, bizim yapacağımız herşeye karşı çıkıyor. 
Sayın Görsoy ve sayın Özyol, bana; "Sen memlekete git artık, biz uğraşırız, yapabildiysek ne ala, yapamasakda kusurumuza bakmasın artık" dediler... 

Meclis koridorunda Şevket abinin danışmanı bana denk geldi, gözleriyle nasılmış dercesine bana keskin ve manalı bir bakış attı ki, değme keyfine, keyiften dört köşe olmuştu...

Ben o akşan misafirhane odasında, kağıdı kalemi elime aldım, bakalım ne yazmışım; 

Danışman mı Büyük, Yoksa Vekil mi?

Bir iş için uğradım ben meclise.
Nerden bilirdim ki benim işimden çıkacak büyük bir hadise?
Danışmanın tavrından titredi üstümdeki elbise.
Şaşırdım kaldım acaba danışman mı büyük yoksa vekil mi?
Çıkaramadım gitti. 

Memleketten gelmişim yorgunum ne mecalim kalmış ne takat.
Milletvekilinden gördüğüm sevgi saygı, güler yüz ve şefkat.
Danışmandan gördüğüm avır tavır, azar tazar ve asık surat.
Şaşırdım kaldım acaba danışman mı büyük yoksa vekil mi?
Çıkaramadım gitti. 

Danışman: Ben olmaz diyorsam senin işin olmaz. dedi.
Aha vekillerin orada yapabiliyorsan yap dedi.
Vekiller, on iki gün uğraştı yapamayınca
Daha fazla masraf etme artık Ankara'dan git. dedi.
Şaşırdım kaldım acaba danışman mı büyük yoksa vekil mi?
Çıkaramadım gitti. 

Ben. Meclisten ayrılırken danışman ardımdan nanik yapmadı.
Ama bakışlarını hançer gibi yüreğime sapladı.
Beni pestil gibi ezip ona beşe katladı.
Boynum bükük, yüreğim buruk dağıldım gittim,
Yanımdakiler beni parça parça yerden topladı.
Halen şaşkınım acaba danışman mı büyük yoksa vekil mi?
Çıkaramadım gitti. 20.12.2005

DİĞER YAZILARI Kürtler ve Türkler Kardeştir. 01-01-1970 03:00 Kimin Eli Kimin Cebinde 01-01-1970 03:00 Tümevarım Mesajı 01-01-1970 03:00 SEN HİÇ 01-01-1970 03:00 HİZMETTE BİR YIL AÇIKLAMASI 01-01-1970 03:00 Hasat Zamanı 01-01-1970 03:00