Ayfer Yolcu
Ayfer Yolcu
Giriş Tarihi : 10-09-2021 13:22

Ah Çocuk

İnsaf ve merhametten yoksun bir anlayışın neticesinde,

Yeryüzünde  dinmeyen  gözyaşları, masum ve çaresizliğe bürünmüş  küçük narin  bedenler var hep aklımda.

 Renkli hayal dünyalarını ve umutlarını simsiyaha boyayan türlü acımasız bitmek bilmeyen meseleler... 

 Dilhun bakışlarla anlatıyorlar aslında her şeyi.

O bakışların altında ise  acıyla örselenmiş ama yine de çocukça mutlulukları görmek isteyen, 

Dünyanın acılarından sıyrılmış şekilde  gülmek  isteyen çocukların yüzünü görürsünüz.  

Hep deriz "ah keşke çocuk olsaydım," "çocuk kalsaydım"...

Yarına hiç bir endişe ve kaygısı olmadan yatağa gönül rahatlığıyla giren çocuklar gibi.

Ancak bu her  çocuk için geçerli değil. 

Şu koca dünyanın çileli yükünü çeken küçük yorgun bedenler var.

 Bazen yastığı taş olan, bazen kurşunlara, namlulara hedef olan, kimi zaman molozların altında kalan, şiddete, açlığa  maruz  kalan;

Sessiz, zalim, acımasız, insanlıktan nasipsiz yığınların kurbanı çocuklar. 

 Kibir ve cehalet, kapkara kanatlarını onların üzerine verdiğinden beri;

Küçük dünyalarına sığan koca karanlığın gölgesinde, hayatın kıyısında beliren cılız ışığa doğru koşuyorlar bir umut ile... 

Onlardan bahsetmek istedim size... 

Sesleri yüreklere sükunet verirdi çoğu zaman.  

Şimdilerde ise  hayat ince bir hüzün renginde.

 Yeryüzü, o cıvıl cıvıl seslerden kendini  arındırmış bir  sessizlige bürümüş.

Dünya onlara çok görmüş vasat bir hayali, berbat tabirine çevirdiğinden  beri.

Ah çocuk... 

Gülüşünde güneşler kayboldu.

Kim bilir şuan hangi dağların arkasında hüznün kumaşını dokuyorsun...

Oysa yüzünü hangi yöne çevirsen orası lodostu senin için

Dünya senin için   kavganın, kışın, vızıltının mı vahşetiydi sadece.

Acılarının uyanmaması,  düşlerinin ürkmemesi için ne çok uğraştın oysa.

Her insan kendi içindeki nergis çiçekli hatıralarından bahsederken,

Sen de,

 Ne anlatacak çocukluk hatıralarım ne de gülmek istediğim bir coçukluğum oldu dedin…

Bu sözün ne çok incitiyor beni.

Sana dokunmak seni okşamak seni kucaklamak, o yıkık gülüşünden seni öpmek vardı.

Bilirim, kırık bir gönlü ihya etmek zor.

Yüreği yara dolu yetişmişsin çünkü...

Bu yüzden;

Kırılgan bir porselen vazo gibi ihtimam göstermek isterdim sana.

Belki sessizliğinin arkasında binlerce elemli hikayen var,

Silemedim o mübarek gözyaşlarını, dert oldun içime…

Senin aynandan kendime bakmayı, çocuk deyince şartsız sevgi kuşanmayı yine senden almak isterim oysa. 

Haydi kalk! 

Duvar dibinde büzülüp omuzların arasına eğme başını. 

Yürek kaldırmaz...

Ay şafağa yakın kaybolmadan uyan ve dirilt ölü vicdanları.

Gülüşümüze bir gül kat.

Çünkü sen konuştuğunda, kalbimizin bahçelerinde can verir söylediğin gül…

Gözlerinden dök yine o renkli cümlelerini,

Sevgiye muhtaç, kalbi paçavra olmuş yüreklere merhem ol.

O ışık ışık parlayan gözlerinden umudu, yüreğinden güneşi soldurma sakın.

Güçlü kal.

En büyük silahın umut  etmek olsun her daim…

Yarının teminatı, ümitle beklediği güneşi sensin.

İlimi, bilgiyi, sevgiyi dünyaya sen yayacaksın.

Yarınlar seninle baharlanacak, dünya seninle barış bulacak.

Sen üzüldüğünde, hüznünle kızıllaşan gök; artık seninle gülecek, seninle aydınlanacak.

Haydi kalk,

Cesur çocuk...

@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
Gölbaşı’nda Cumhuriyet Bayramı Coşkuyla Kutlandı
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Gölbaşı MYO öğrencilerinden çevre temizliği
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA