Mehmet Ateş
Mehmet Ateş
Giriş Tarihi : 12-06-2021 15:33

İnsan ve Hayat

Yaratıcı tarafından üflenen ruh'a, topraktan ve sudan oluşturulmuş beden giydirilerek insan denilen bir canlı yaratıldı. Saf, tertemiz beyaz bir sahife gibi günahsız dünyaya gönderilen insana, bir zaman tanımlandı. Bu herkese verilen ömür dediğimiz bir süreydi.

Amaç temiz kalabilme mücadelesi verebilmek, verilen ilahi söze sadık kalabilmek, dünyayı imar etmek, toplumu ihya etmek ve dürüst, erdemli kalabilmekti. 

Doğru yol üzerinde bireysel kalmak yetmiyordu, toplumun da arınması için çaba gösterilmesi gerekiyordu. Yolda kalmışa yardım etmek, yoksulu doyurmak, yetimi gözü gibi korumak, paylaşmak ve bulunduğu konumun gereğini yapmak ve verilen nimetin hakkını vermek gerekiyordu.

Kimsenin hakkını, hukukunu çiğnememek, komşuya, akrabaya ve ilişkide bulunduğu tüm insanlara karşı mütevazı olmak, iyi davranmak,   nazik olmak ve güleryüzlü olmak gerekiyordu.

Tüm bu güzel hasletlere sahip olmak için kendini sürekli yetiştirmek, geliştirmek, düşünmek, okumak ve sorgulama etkinlikleri yapması gerekiyordu.

Ancak erdemli yolda yürümek, yolda ayakların sabit kalması, ilahi öğretiye sadık kalması kolay değildi. Birçok engel, birçok kışkırtıcı vardı. Dünyanın, maddenin, nefsin arzularının çekiciliği, hayatın tatlılığı, ölüm ve hesap vermenin soyut ve uzak görünmesi...

Dünyanın çekiciliğine, nefsin sonu gelmez isteklerine karşı durabilmek için ilahi reçete ve Peygamber yaşantısı önümüzde duruyordu. Bunun için ilahi kitabın, hayatımızın klavuzu olarak kabul etmek ve Peygamber efendimizin yaşamını model almak elzemdi. 

Zorluklar karşısında durabilmek ve yürüyüşüne devam edebilmek için; güçlü irade ve tüm bedeni kaplayan imanın iktidarı gerekiyordu. İnsan iradesinin güçlü kılınması için; ruhun sağlıklı beslenmesine, aklın etkin, ferasetli ve ilahi ışık dogrultusunda kullanılmasına, kalbin Allah sevgisiyle yoğrulmasina ve bedenin temiz kullanilmasi gerekiyordu.

Elbette bazen kirlendi sahifemiz, yanlış çizgiler çizdik, yanliş kullandık, amacı dışında karaladık hoyratça, yoldan çıktık kimi zaman ama hak verildi, yanlışları silecek bir silgi; samimi tevbe...

Ve
Ruh, bedeni terketti. Beden bir hiç oldu, toprağa düştü, çürüdü. Ruh sahibine hesap vermek için büyük mahkemenin kapısında endişe ve korku  ile beklemeye koyuldu.

Ve kimimiz zorlanacaktı büyük mahkemede.
Yüzü kızarmış, başı eğik, kitabı sol elinde, mahşeri kalabalığın içinden korku ve endişe içinde yürürken...

Ve kimimiz
Yüzü kızarmadan, başı dik, kitabı sağ elinde, mahşeri kalabalığın içinden sağlam adımlarla ilahi huzura doğru hesap vermek için yürürken memnun ve huzur içinde...

Üzülme vakti geçmiştir artık. Defter dürülmüştür.Terazi kurulur, tartılacak biriktirdiklerimiz, zerre miskal iyiliklerimiz ve kötülüklerimiz. İlahi adalet şaşmaz, hakim adil. Kimseye asla haksızlık yapılmaz. Herkes emin büyük mahkemenin vereceği karardan...


Ne mutlu tertemiz ve saf kalabilenlere...
Ne mutlu verdiği söze sadık kalanlara...
Ne mutlu emanete ihanet etmeyenlere...
Ve ne mutlu Rabbinin rızasını kazananlara...

@
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
Gölbaşı’nda Cumhuriyet Bayramı Coşkuyla Kutlandı
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Gölbaşı MYO öğrencilerinden çevre temizliği
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA