Yaman Haber ® - Haberi kaynağından takip edin
Yaman Haber ® - Haberi kaynağından takip edin
KÖŞE YAZISI

Ankara-Bakü Hattının Sosyolojik Sınavı

Mustafa Yılmaz Mustafa Yılmaz Yazarın tüm yazıları
14-10-2026 08:41 3 dk okuma
Paylaş:

Küresel ticaret güzergâhlarının yeniden şekillendiği ve "Orta Koridor” un stratejik öneminin arttığı günümüzde, Karabağ Savaşı sonrasında Türkiye ve Azerbaycan arasında derinleşen stratejik ortaklık, Güney Kafkasya’daki güç dengelerini önemli ölçüde değiştirmiştir. Bölgede geleneksel nüfuz alanlarını korumak isteyen Rusya ve İran gibi bölgesel güçlerin yanı sıra, süreçte etkinlik kazanmaya çalışan Fransa gibi aktörlerin Ankara-Bakü hattındaki yakınlaşmadan rahatsızlık duyduğu açıktır. Ancak bu denklemi karmaşıklaştıran bir diğer önemli unsur da İsrail’in Güney Kafkasya’daki konumudur. Azerbaycan’ın, İran kaynaklı güvenlik tehditlerini dengelemek ve askeri kapasitesini güçlendirmek amacıyla İsrail ile kurduğu yakın savunma ve enerji ortaklığı, bölgedeki jeopolitik rekabeti çok boyutlu bir hale getirmektedir.

Bu karmaşık yapı içerisinde, son dönemde Azerbaycan’daki "başörtüsü" uygulamaları ve dini özgürlükler etrafında yaşanılanlar, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin toplumsal boyutunu test eden hassas bir başlık olarak öne çıkmaktadır. Bu konuyu ne tamamen dış güçlerin kurguladığı yapay bir istihbarat operasyonu olarak görmek ne de bölgesel jeopolitikten kopuk salt bir iç mesele olarak değerlendirmek doğru olur. Karşı karşıya olunan durum; iki ülkenin farklı tarihsel süreçlerden, tehdit algılarından ve ittifak önceliklerinden kaynaklanan yapısal bir uyumsuzluk alanıdır.

Bir tarafta, inanç özgürlüğü ve başörtüsü konusunda yüksek bir duyarlılığa sahip olan ve aynı zamanda İsrail’in Orta Doğu’daki politikalarına karşı güçlü bir toplumsal tepki barındıran Türkiye kamuoyu bulunmaktadır. Diğer tarafta ise Sovyetler Birliği’nden miras kalan katı laiklik anlayışını, güney sınırındaki İran’ın rejim ihracı ve radikalleşme tehditlerine karşı bir "milli güvenlik" kalkanı olarak kullanan ve bu doğrultuda İsrail ile stratejik iş birliğini hayati gören Azerbaycan devlet aklı yer almaktadır.

Bu yapısal farkın iki ülke ilişkilerine zarar vermemesi, her iki taraftaki hatalı yaklaşımların ve aşırı tepkilerin kontrol altına alınmasına bağlıdır. Türkiye açısından en büyük risk, Azerbaycan’ın kendine özgü güvenlik kaygılarını ve İran karşısındaki denge arayışlarını dikkate almadan, oradaki bürokratik uygulamaları sosyal medya üzerinden hızla "din düşmanlığı" olarak kodlamaktır. Özellikle Türkiye kamuoyundaki haklı Filistin hassasiyetinin, Azerbaycan’daki laiklik uygulamaları ve Bakü-İsrail ilişkileriyle birleştirilerek sosyal medyada yıkıcı bir kampanyaya dönüştürülmesi, iki toplum arasında duygusal bir kopuş yaratma riski taşımaktadır.

Azerbaycan açısından dikkat edilmesi gereken husus ise, meşru güvenlik kaygıları ile temel hak ve özgürlükler arasındaki dengenin korunmasıdır. Bürokrasinin, İran destekli radikal unsurlarla sıradan vatandaşların bireysel inanç pratiklerini aynı güvenlikçi refleksle değerlendirmesi, içeride toplumsal memnuniyetsizliği artırmaktadır. Üstelik bu katı tutum, İran’ın "Bakü yönetiminin İsrail etkisiyle İslami değerlere cephe aldığı" yönündekipropagandasına hem Azerbaycan içinde hem de Türkiye kamuoyunda alan açmaktadır. Öte yandan, İsrail açısından Türkiye ve Azerbaycan arasındaki stratejik eksenin toplumsal düzeyde zayıflaması ve Bakü’nün güvenlik alanında Tel Aviv’e daha fazla bağımlı hale gelmesi, kendi bölgesel çıkarlarıyla örtüşen bir durumdur. Dolayısıyla Bakü’nün özgürlükler konusundaki bürokratik katılığı, devleti korumaktan ziyade, üçüncü aktörlerin iki kardeş ülke arasındaki sosyolojik farkları istismar etmesine zemin hazırlamaktadır.

Toplumsal düzeyde yaşanabilecek olası bir soğukluk, sahadaki stratejik kazanımların sürdürülebilirliğini de olumsuz etkileyecektir. İki toplum arasındaki güvenin aşınması; Azerbaycan’daki Şii nüfus ve Türkiye’deki muhafazakâr kitleler üzerinden algı yürüten İran’ın, bölgedeki hakem rolünü yeniden güçlendirmek isteyen Rusya’nın ve Ankara-Bakü hattını kendi çıkarları doğrultusunda ayrıştırmak isteyen diğer küresel aktörlerin elini rahatlatacaktır. Böyle bir tablo, bölgesel istikrarı ve Orta Koridor gibi uzun vadeli ekonomik entegrasyon projelerini de sekteye uğratabilir.

Sonuç olarak, bu hassas sürecin sağlıklı bir şekilde yönetilmesi "kurumsal esneklik", "stratejik empati" ve "yapıcı diplomasi" gerektirmektedir. Azerbaycan’ın, ulusal güvenlik tedbirlerini korurken bireysel inanç özgürlükleri konusundaki bürokratik katılıkları esnetmesi, hem İran’ın dini istismar alanını daraltacak hem de Türkiye kamuoyundaki soru işaretlerini giderecek rasyonel bir adım olacaktır. Türkiye tarafında ise, konunun sosyal medya kutuplaşmalarına malzeme yapılmasına izin verilmemeli; Azerbaycan’ın bölgesel güvenlik ikilemlerini gözeten, karşılıklı saygıya dayalı ve kurumsal kanallar üzerinden yürütülen sakin bir arka kapı diplomasisi tercih edilmelidir.

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir, Yaman Haber ® - Haberi kaynağından takip edin yayın politikasını yansıtmayabilir. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

Mustafa Yılmaz — Diğer Yazıları

Tümü

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yeni Slow Radyo