TBMM’de görüşülen düzenleme gerçekten İspanya modelini mi esas alıyor?
Türkiye’de bir çocuk tarafından işlenen her ağır suçun ardından aynı tartışma yeniden başlıyor. Bir tarafta hayatını kaybeden çocukların, parçalanan ailelerin ve kamu vicdanının yükselen haklı sesi var. Diğer tarafta ise “Çocuk zaten ceza almıyor”, “On sekiz yaşından küçük olan elini kolunu sallayarak çıkıyor”, “Çeteler çocukları cezasız oldukları için kullanıyor” şeklinde hukukî gerçeklerle tam olarak örtüşmeyen bir söylem dolaşıyor.
Şimdi bu tartışmanın ortasında TBMM gündemine yeni bir düzenleme getirildi. Kamuoyunda çoğunlukla “yasa taslağı” olarak anılsa da önümüzdeki metnin hukukî adı, Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi. Teklif, 14 Temmuz 2026 tarihinde 2/3771 esas numarasıyla TBMM Başkanlığına sunuldu. 20 Temmuz 2026 itibarıyla henüz kanunlaşmış değil; Adalet Komisyonundaki görüşmeleri sürüyor. TBMM’nin 16 Temmuz tarihli açıklamasına göre teklifin ilk iki maddesi komisyonda kabul edildi.
Teklifin “İspanya modelini esas aldığı” yönünde açıklamalar yapılıyor. Ancak resmî metin, komisyon tutanakları ve İspanya’daki gerçek sistem birlikte incelendiğinde daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor:
Teklifin bazı rehabilitasyon ve yönlendirme tedbirlerinde İspanya’dan izler bulunuyor. Buna karşılık çocukların ceza sorumluluğunu ağırlaştıran hükümler, İspanya modelinin kopyası olmadığı gibi birçok noktada İspanyol sisteminin tam tersine yöneliyor.
Hukukumuzda “Çocuk Suçlu” Diye Bir Tanım Yok
Öncelikle kavramları doğru kullanmak gerekiyor.
Türk Ceza Kanunu’na göre on sekiz yaşını doldurmamış kişi çocuktur. Çocuk Koruma Kanunu ise daha erken yaşta ergin kılınmış olsa bile on sekiz yaşını doldurmamış kişiyi çocuk kabul eder.
Mevcut mevzuatta “çocuk suçlu” şeklinde bir hukukî tanım bulunmuyor. Çocuk Koruma Kanunu, bunun yerine “suça sürüklenen çocuk” ifadesini kullanıyor.
Kanundaki tanıma göre suça sürüklenen çocuk; kanunlarda suç olarak tanımlanmış bir fiili işlediği iddiasıyla hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen ya da işlediği fiil nedeniyle hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuktur.
Bu ayrım yalnızca kelime tercihi değildir. “Suçlu” sözcüğü, suçun kesinleşmiş mahkeme kararıyla sabit olduğunu düşündürür. Oysa soruşturma altındaki çocuk henüz suçlu değildir; hakkında yalnızca bir isnat bulunmaktadır. Masumiyet karinesi yetişkinler kadar çocuklar için de geçerlidir.
“Suça sürüklenen” ifadesi aynı zamanda çocukların suça doğuştan yatkın varlıklar olmadığını; aile ihmali, yoksulluk, okuldan kopma, şiddet, bağımlılık, çete baskısı, istismar ve yaşanılan çevre gibi etkenlerin çocuğu suça taşıyabileceğini kabul eden bir çocuk adaleti yaklaşımını yansıtır.
TBMM’deki yeni teklif ise bu ifadenin ön yargı oluşturduğunu ve doğrudan suç isnadı içerdiğini savunarak, mevzuattaki “suça sürüklenen çocuk” ibaresini “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirmeyi amaçlıyor.
“Adli süreçteki çocuk” ifadesi ilk bakışta daha tarafsız görülebilir. Fakat bu kavram da mağdur, tanık, korunmaya muhtaç çocuk veya hakkında suç isnadı bulunan çocuk arasındaki farkı tek başına anlatabilecek açıklıkta değildir. İsmi değiştirmek mümkündür; asıl mesele, adli sürece giren çocuğun hangi uzmanlık, koruma ve rehabilitasyon mekanizmalarıyla karşılandığıdır.
Türkiye’de On İki Yaşından Küçük Çocuğun Durumu
Türk Ceza Kanunu’nun 31’inci maddesine göre fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış çocuğun ceza sorumluluğu yoktur.
Bu çocuk hakkında ceza kovuşturması yapılamaz ve hapis cezası verilemez. Ancak bu hüküm, devletin çocuğu hiçbir işlem yapmadan evine gönderdiği anlamına gelmez. Çocuğa özgü güvenlik tedbirleri ile danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma gibi koruyucu ve destekleyici tedbirler uygulanabilir.
Dolayısıyla on iki yaşından küçük çocuk bakımından “ceza verilmemesi” doğrudur; fakat “hiçbir şey yapılmaması” doğru değildir.
Burada hukuk, on bir yaşındaki bir çocukla otuz yaşındaki bir yetişkinin irade, muhakeme, dürtü kontrolü ve sonuçları öngörme yeteneğini aynı kabul etmez. Ceza sorumluluğunun bulunmaması, işlenen fiilin veya mağdurun yaşadığı acının önemsiz olduğu anlamına gelmez. Devletin müdahalesinin cezalandırma yerine koruma, tedavi, eğitim ve çocuğu suça sürükleyen ortamı değiştirme üzerinden yürütülmesi anlamına gelir.
On İki ile On Beş Yaş Arasındaki Çocuklar Otomatik Olarak Cezasız Değil
Kamuoyunda en fazla yanlış anlaşılan grup, on iki ile on beş yaş arasındaki çocuklardır.
Bu yaş grubundaki çocuklar hakkında otomatik bir cezasızlık bulunmaz. Mahkeme, çocuğun işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığını ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişip gelişmediğini araştırır.
Çocuğun bu yeteneklere sahip olmadığı tespit edilirse ceza sorumluluğu bulunmaz; ancak çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanır.
Çocuğun fiilin anlamını kavrayabildiği ve davranışlarını yönlendirebildiği belirlenirse ceza sorumluluğu vardır. Mevcut sistemde:
Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda on iki yıldan on beş yıla;
Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda dokuz yıldan on bir yıla kadar hapis cezasına hükmedilir.
Diğer cezalar yarı oranında indirilir ve her bir fiil bakımından verilecek hapis cezası yedi yılı aşamaz.
Bu hükümler ortadayken, “On beş yaşından küçük çocuk ne yaparsa yapsın ceza almıyor” demek doğru değildir. On iki-on beş yaş grubundaki çocuk, algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğine sahipse yıllarca hapis cezası alabilmektedir.
On Beş ile On Sekiz Yaş Arasındaki Çocuklar Ceza Alıyor
Fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmuş ancak on sekiz yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu vardır.
Mevcut TCK’ya göre:
Ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçta on sekiz yıldan yirmi dört yıla;
Müebbet gerektiren suçta on iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası verilir.
Diğer süreli hapis cezaları üçte bir oranında indirilir ve her fiil bakımından verilecek ceza on iki yılı aşamaz.
Bu nedenle on beş-on sekiz yaş grubunda “cezasızlık” değil, çocuğa özgü azaltılmış ceza sorumluluğu vardır.
İndirimin gerekçesi, çocuğun yaptığı fiili hiç anlamaması değildir. Bu yaş grubundaki çocuk ceza hukuku bakımından sorumludur; fakat kişiliği, muhakeme gücü, dürtü kontrolü ve geleceğini kurma kapasitesi henüz gelişme hâlinde olduğu için yetişkinle aynı ceza rejimine tabi tutulmaz.
Bir başka ifadeyle mevcut hukuk, “Çocuk suç işleyebilir ama çocuk olmaktan çıkmaz” demektedir.
Yeni Teklif Cezaları Nasıl Değiştiriyor?
TBMM’deki teklif, öncelikle mevcut ceza aralıklarını yükseltiyor.
Ceza sorumluluğu bulunan on iki-on beş yaş grubunda ağırlaştırılmış müebbet yerine verilen cezanın mevcut on iki-on beş yıllık sınırı on üç-on sekiz yıla; müebbet yerine verilen dokuz-on bir yıllık ceza on-on iki yıla çıkarılıyor. Diğer suçlarda her fiil için uygulanabilen yedi yıllık üst sınır ise dokuz yıla yükseltiliyor.
On beş-on sekiz yaş grubunda ağırlaştırılmış müebbet yerine uygulanan on sekiz-yirmi dört yıllık cezanın on dokuz-yirmi yedi yıla; müebbet yerine uygulanan on iki-on beş yıllık cezanın on beş-on sekiz yıla çıkarılması öngörülüyor. Diğer süreli cezalardaki her fiil için on iki yıllık üst sınır da on beş yıla yükseltiliyor.
Ancak teklifin asıl köklü değişikliği yalnızca rakamlarda değildir.
Kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarında hâkime, on beş-on sekiz yaş grubundaki çocuk hakkında yaş küçüklüğü indirimini hiç uygulamama yetkisi verilmek isteniyor.
Hâkim;
Kasta dayalı kusurun ağırlığını,
Güdülen amaç ve saiki,
Suçun işleniş biçimini,
Çocuğun daha önce kasıtlı bir suçtan hapis cezasına mahkûm edilip edilmediğini
değerlendirerek TCK’nın çocuklara özgü indirimini uygulamayabilecek. Bu durumda on beş-on sekiz yaşındaki çocuk, ilgili suç bakımından yetişkin için öngörülen müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet cezasıyla karşılaşabilecek.
On iki-on beş yaş grubunda ise ceza sorumluluğunun bulunduğu kabul edilen çocuk hakkında, bu yaş grubunun indirimleri yerine on beş-on sekiz yaş grubunun daha ağır ceza rejimi uygulanabilecek.
Böylece teklif, çocuklar arasındaki mevcut yaş basamaklarını yalnızca ağırlaştırmıyor; belirli ağır suçlarda çocuğun bir üst yaş grubuna, hatta on beş yaşından sonra yetişkin cezasına taşınmasının yolunu açıyor.
Tekerrür Yaşı da On Beşe İndiriliyor
Mevcut TCK’nın tekerrüre ilişkin düzenlemesine göre kişi, on sekiz yaşını doldurmadan işlediği suç nedeniyle daha sonra mükerrir sayılmıyor.
Teklif, bu sınırı on sekizden on beşe indiriyor. Böylece on beş-on sekiz yaş arasında işlenen suçların sonraki mahkûmiyetlerde tekerrüre esas alınabilmesi öngörülüyor.
Bu değişiklik, çocukluk döneminde işlenen bir suçun yetişkinlik hayatına etkisini ağırlaştıracaktır. Çocuğun yeniden topluma kazandırılması ve geçmişteki hatasının sürekli karşısına çıkarılmaması düşüncesi yerine, çocukluk mahkûmiyetinin gelecekte daha ağır infaz sonuçları doğurabileceği bir sisteme geçilmektedir.
Teklif Yalnızca Ceza Artırmıyor
Düzenlemenin tamamını yalnızca “çocuklara ağır ceza geliyor” şeklinde okumak da eksik olur.
Teklif, on beş yaşından küçük çocuk hakkında sosyal inceleme yapılmasını zorunlu hâle getiriyor. Sosyal inceleme yaptırılmadan hazırlanan iddianamenin iade edilmesi öngörülüyor. On beş yaşından büyük çocukta sosyal inceleme yapılmaması hâlinde ise savcı veya hâkimin bunun gerekçesini göstermesi gerekiyor.
Çocuğun bireysel özellikleri, ailesi, eğitimi, psikososyal şartları ve suçun niteliği dikkate alınarak müdahale planları oluşturulması; çocuk hükümlülerin kapalı kurumdan eğitimevine geçirilmesinde psikolog, pedagog, sosyal çalışmacı ve öğretmen gibi uzmanların değerlendirmeye katılması öngörülüyor.
Ateşli silahını gerekli özenle muhafaza etmeyerek çocuğun ele geçirmesine neden olan kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası getirilmek isteniyor. Çocuklara bıçak ve benzeri kesici, delici veya bereleyici aletlerin satılması, çocukların bunları satın alması ve taşıması da yasaklanıyor.
Bu hükümler, suçu yalnızca çocuğun omuzlarına yüklemek yerine silaha erişimi sağlayan yetişkinlerin, ailelerin ve çevrenin sorumluluğunu da gündeme getirmesi bakımından önemlidir.
“Yönlendirme Tedbirleri” Neler Getiriyor?
Teklifin İspanya ve diğer Avrupa modelleriyle en fazla benzeşen bölümü, ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar için öngörülen yönlendirme tedbirleridir.
Teklife göre mahkeme;
Çocuğun spor kulübü, gençlik merkezi veya kamu kurumlarında yirmi saatten üç yüz saate kadar görev almasına;
Telefon, tablet ve bilgisayar hareketlerinin üç aydan iki yıla kadar takip yazılımlarıyla kamu kurumlarının denetimine açılmasına ve riskli platformlara erişiminin engellenmesine;
Kütüphane veya okuma salonlarında görev yapmasına ya da belirlenen kitapları okumasına;
Park, bahçe ve sahillerde çevre temizliği, ağaçlandırma ve bitki bakımı faaliyetlerine katılmasına;
Bağımlılık tedavisi ve rehabilitasyon programlarını tamamlamasına
karar verebilecek.
Ayrıca çocuk hakkında kamu davası açılması durumunun Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığının il veya ilçe müdürlüklerine bildirilmesi öngörülüyor. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen çocuklara da bu yönlendirme tedbirlerinden biri veya birkaçı uygulanabilecek.
Bu yaklaşımın amacı çocuğu yalnızca mahkeme salonunda görüp ardından kendi hâline bırakmak yerine okul, aile, sosyal hizmetler, sağlık ve yerel yönetimler arasında izlenen bir sisteme almaktır.
Ancak burada çok ciddi bir hukukî sınır sorunu bulunmaktadır. Teklif, bu tedbirlerin bir bölümünü ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar hakkında öngörmektedir. Ceza sorumluluğu olmadığı kabul edilen bir çocuğa üç yüz saate kadar çalışma, çevre temizliği, zorunlu kitap okuma veya iki yıla kadar dijital takip uygulanması; adı “tedbir” olsa bile uygulamada cezaya dönüşebilir.
Tedbirin eğitici amacı kadar süresi, çocuğun rızası, ölçülülüğü, itiraz hakkı, kişisel verilerin korunması ve denetimin sınırları açık biçimde güvenceye alınmalıdır.
İspanya’da Çocuk Ceza Sorumluluğu Kaç Yaşında Başlıyor?
İspanya’daki sistemin temelini, 2000 yılında kabul edilen ve 13 Ocak 2001’de yürürlüğe giren 5/2000 sayılı Çocukların Ceza Sorumluluğuna İlişkin Organik Kanun oluşturuyor.
İspanya’da ceza sorumluluğu bakımından alt sınır on dört yaştır. On dört yaşından küçük çocuk hakkında çocuk ceza kanunu kapsamında sorumluluk doğmaz. Dosya, gerekli koruyucu müdahalelerin değerlendirilmesi için çocuk koruma makamlarına gönderilir.
On dört-on sekiz yaş arasındaki çocuklar ise yetişkin ceza kanunu altında yargılanmaz. Çocuklara özgü, bağımsız bir sorumluluk ve tedbir sistemi uygulanır.
İspanyol kanununun kendi gerekçesi, çocuk sorumluluğunun yetişkin ceza hukukundan farklı olarak öncelikle eğitici nitelikte olduğunu; çocuğun kişisel, ailevî ve sosyal şartlarının dikkate alınması gerektiğini açıkça belirtir.
İspanya bu nedenle Türkiye’den iki önemli noktada ayrılıyor.
Türkiye’de on iki-on beş yaş arasında algılama ve davranış yönlendirme yeteneğine göre ceza sorumluluğu doğabilirken İspanya’da on dört yaşından küçük çocuk bakımından böyle bir ceza sorumluluğu değerlendirmesi yapılmaz.
İkinci olarak İspanya, on dört-on yedi yaş grubunu ayrı bir çocuk adaleti kanunuyla karşılar; yetişkinler için öngörülmüş müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet cezasını çocuğa uygulamaz.
İspanya’da Çocuklar Cezasız mı?
Hayır.
İspanya modeli, çocukların suç işlemesi hâlinde hiçbir yaptırım uygulanmayan bir sistem değildir. Kanunda;
Kapalı, yarı açık ve açık kurumda tutulma,
Tedavi amaçlı kuruma yerleştirme,
Ayakta tedavi,
Gündüz merkezine devam,
Hafta sonunu belirli bir yerde geçirme,
Denetimli serbestlik,
Başka bir kişi, aile veya eğitim grubuyla birlikte yaşama,
Toplum yararına çalışma,
Sosyo-eğitsel görevler,
Mağdura yaklaşmama ve iletişim kurmama
gibi oldukça geniş bir tedbir dizisi bulunmaktadır.
Denetimli serbestlikte çocuğun okula, meslek eğitimine veya işe devamı takip edilir. Çocuk hâkiminin onayladığı bireysel programa göre eğitim, kültür, meslek, çalışma, cinsel eğitim veya trafik eğitimi programlarına katılması; belirli yerlere gitmemesi, ikamet yerinden izinsiz ayrılmaması ve görevli uzmanla düzenli görüşmesi istenebilir.
Toplum yararına çalışma tedbiri ise İspanyol kanununda açıkça çocuğun rızasına bağlanmıştır.
Türkiye’deki teklifte ise ceza sorumluluğu bulunmayan çocuğa yirmi saatten üç yüz saate kadar görev verilmesi düzenlenirken açık bir rıza şartına yer verilmemiştir. Bu fark, “İspanya modeli” denilirken gözden kaçırılmaması gereken önemli bir ayrıntıdır.
Cinayet Gibi Ağır Suçlarda İspanya Ne Yapıyor?
İspanya ağır suçları yalnızca sosyal çalışma veya denetimli serbestlikle geçiştirmiyor.
Kapalı kurum tedbiri; ağır suçlarda, kişiye karşı şiddet veya tehdit kullanılan olaylarda, yaşam ya da beden bütünlüğü bakımından ciddi tehlike doğuran fiillerde ve suç örgütü veya grupla bağlantılı olaylarda uygulanabiliyor.
Kasten öldürme ve kanunda sayılan diğer çok ağır suçlarda;
On dört-on beş yaşındaki çocuk için bir yıldan beş yıla kadar kapalı kurum tedbiri ve buna ek olarak üç yıla kadar denetimli serbestlik;
On altı-on yedi yaşındaki çocuk için bir yıldan sekiz yıla kadar kapalı kurum tedbiri ve buna ek olarak beş yıla kadar eğitim destekli denetimli serbestlik uygulanabiliyor.
Dolayısıyla İspanyol sistemi mağdurun hakkını ve kamu güvenliğini yok saymıyor. Gerektiğinde çocuğu uzun süre kapalı kurumda tutuyor. Fakat yaptırımın adını, süresini, uygulanacağı kurumu ve sonrasındaki denetimi çocuk adaleti içinde düzenliyor; çocuğu yetişkin ceza rejimine taşımıyor.
Tam da bu nedenle TBMM’deki teklifin on beş-on sekiz yaşındaki çocuk hakkında yaş indiriminin kaldırılarak yetişkin cezası verilmesine imkân tanıyan bölümü, İspanya modeliyle aynı değildir.
İspanya’daki STK Modeli Gerçekte Nasıl Çalışıyor?
TBMM Araştırma Komisyonunda 17 Şubat 2026 tarihinde yapılan sunumda İspanya, özellikle “yetkilendirilmiş STK modeli” bakımından örnek gösterildi.
Sunumda, uzmanlaşmış sivil toplum kuruluşlarının çocuğun eğitim, psikososyal destek, terapi, aile ilişkileri ve yargılama sonrasındaki takibine katkı sunduğu; çocuğun kurumdan çıktıktan sonra yeniden eski çevresine ve suç örgütlerine dönmesinin önlenmeye çalışıldığı anlatıldı.
Ancak İspanya’da devlet çocuk adaletini STK’lere devretmiş değildir.
İspanyol Organik Kanunu’nun 45’inci maddesine göre mahkemece verilen tedbirlerin uygulanmasından özerk bölge yönetimleri sorumludur. Kamu yönetimleri, kamu kuruluşları veya kâr amacı gütmeyen özel kuruluşlarla iş birliği yapabilir; fakat bu iş birliği doğrudan kamu denetimi altında yürütülür ve devletin yetki ve sorumluluğu özel kuruluşa devredilemez. Tedbirlerin uygulanması ayrıca çocuk hâkiminin yargısal denetimi altındadır.
Yani İspanya’daki model, “Çocuğu bir derneğe teslim edip devletin çekilmesi” değildir. Kararı hâkim verir, program kamu makamlarınca yönetilir, uygulama hâkim tarafından denetlenir; uzman STK ise belirlenmiş standart ve sözleşmeler içinde hizmet sunar.
Yeni Teklif Gerçekten İspanya Modeli mi?
Bu sorunun doğru cevabı şudur:
Kısmen esinlenilmiş, fakat İspanya sistemi bütünüyle esas alınmamıştır.
Kanun teklifinin resmî metni ve madde gerekçelerinde İspanya’ya açık bir atıf bulunmuyor.
Buna karşılık İspanya örneği, TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonunun çalışmalarında gündeme geldi. Komisyonda, özellikle toplum temelli rehabilitasyon, denetimli serbestlik, STK desteği ve ceza sonrasındaki takibin sürekliliği anlatıldı.
Adalet Komisyonu görüşmelerinde teklifin ilk imza sahiplerinden ve Araştırma Komisyonu Başkanı Müşerref Pervin Tuba Durgut da açık biçimde Almanya ve İspanya’dan bazı düzenlemelerin “yönlendirme tedbiri olarak” alındığını söyledi.
Dolayısıyla İspanya’dan alınan bölüm, ağırlıklı olarak rehabilitasyon ve yönlendirme tedbirleridir. Çocukların ceza indirimlerinin kaldırılması veya ağırlaştırılması ise İspanyol modelinden gelmemektedir.
Hatta iki sistem bu noktada zıt yönlere gitmektedir.
İspanya, ceza sorumluluğunun alt sınırını on dört yaş olarak kabul ediyor ve on sekiz yaşından küçük herkesi ayrı çocuk adaleti sisteminde tutuyor.
Türkiye’deki teklif ise on iki-on beş yaş grubundaki sorumlu çocuğu daha ağır yaş kategorisine taşıyabilecek; on beş-on sekiz yaş grubundaki çocuğa ise bazı suçlarda yetişkin cezası verilmesine imkân sağlayabilecek bir yapı kuruyor.
Buna bütün olarak “İspanya modeli” demek, teklifin rehabilitasyon bölümünü ceza ağırlaştırma bölümüne kalkan yapmak anlamına gelebilir.
Uluslararası Çocuk Hukuku Ne Diyor?
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi, ceza sorumluluğu alt sınırının en az on dört yaşa yükseltilmesini öneriyor. Ağır suç işlendiği veya çocuğun olgun kabul edildiği gerekçesiyle bu sınırın aşağı çekilmesine imkân veren istisnalara karşı çıkıyor. Ayrıca on sekiz yaşından küçük herkesin, işlenen suçun türü ne olursa olsun çocuk adaleti kurallarına tabi olması gerektiğini belirtiyor.
Komite, çocuklar için hürriyeti bağlayıcı tedbirlerin son çare ve mümkün olan en kısa süreyle uygulanmasını; çocuklara verilecek azami hapis cezalarının yetişkinlere verilen cezalardan belirgin biçimde kısa olmasını tavsiye ediyor.
Çocuklara şartlı tahliye imkânı bulunmayan müebbet hapis cezası açıkça yasaklanıyor. BM Çocuk Hakları Komitesi bunun da ötesinde, suç tarihinde on sekiz yaşından küçük olan kişilere uygulanan bütün müebbet hapis biçimlerinin kaldırılmasını güçlü biçimde tavsiye ediyor.
Bu çerçevede on beş-on sekiz yaşındaki çocuk hakkında yaş indiriminin hiç uygulanmayarak yetişkinler için düzenlenen müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet cezasına hükmedilebilmesi, Türkiye’nin çocuk hakları yükümlülükleri bakımından ciddi bir uyum ve ölçülülük tartışması doğuracaktır.
Teklifin Güçlü Tarafları
Teklifte savunulabilecek önemli hükümler bulunuyor.
Silahını çocuğun erişemeyeceği biçimde muhafaza etmeyen yetişkinin sorumluluğunun artırılması doğrudur. Çocuğa bıçak ve benzeri aletlerin satışının engellenmesi gereklidir. On beş yaşından küçük çocuklarda sosyal inceleme raporunun zorunlu hâle getirilmesi önemlidir. Eğitim, sağlık, sosyal hizmetler ve adalet birimleri arasında bilgi ve müdahale koordinasyonu kurulması da uzun süredir hissedilen bir ihtiyaca cevap verebilir.
Çocuğun yalnızca mahkûmiyet süresi boyunca değil, eğitim hayatı, aile ilişkileri, ruh sağlığı ve sosyal çevresiyle birlikte izlenmesi gerekir. Çetelerin çocukları nasıl seçtiği, nasıl borçlandırdığı, nasıl korkuttuğu ve nasıl suç işlemeye zorladığı araştırılmadan yalnızca çocuğun cezasını artırmak gerçek faile ulaşmak anlamına gelmez.
Çocuğu suçta kullanan yetişkinin, çete yöneticisinin, silahı sağlayanın, çocuğu okuldan koparan ihmal zincirinin ve denetim görevini yerine getirmeyen kamu kurumlarının sorumluluğu da aynı açıklıkla ortaya konulmalıdır.
Teklifin En Sorunlu Tarafı
Teklif bir yandan “Çocukların rehabilitasyonu esas alınmalıdır” derken diğer yandan on beş yaşındaki çocuğa yetişkin cezası verilmesinin kapısını açıyor.
Üstelik yaş indiriminin kaldırılması için sayılan ölçütlerin önemli bir bölümü çocuğun gelişimsel olgunluğuna değil, suçun ağırlığına ve işleniş biçimine dayanıyor.
Kasta dayalı kusurun ağırlığı, amaç, saik ve suçun işleniş şekli zaten yetişkin ceza hukukunda temel cezanın belirlenmesinde değerlendirilen unsurlardır. Bunların çocukluk indirimini ortadan kaldırmak için yeniden kullanılması, aynı olgunun iki defa ağırlaştırıcı etki yaratması tartışmasını doğurabilir.
Bir suçun çok ağır olması, onu işleyen on beş yaşındaki kişinin nörolojik ve psikososyal açıdan bir anda yetişkine dönüşmesini sağlamaz.
Mağdurun acısı elbette çocuğun yaşından dolayı azalmaz. Bir annenin kaybettiği evladının yaşı, failin yaşına göre değişmez. Ancak hukuk yalnızca öfkenin şiddetiyle hüküm kuramaz. Hukukun görevi mağduru korurken, failin yaşı, kusuru, gelişimi ve yeniden topluma kazandırılma ihtimalini de hesaba katmaktır.
Dijital Takip Tedbiri Ayrıntılı Güvence Gerektiriyor
Teklifteki üç aydan iki yıla kadar dijital takip düzenlemesi ayrıca tartışılmalıdır.
Çocuğun telefonunun, tabletinin ve bilgisayarının çeşitli takip yazılımları aracılığıyla kamu denetimine açılması; yalnızca çocuğun değil, iletişim kurduğu aile üyelerinin, arkadaşlarının ve öğretmenlerinin verilerini de etkileyebilir.
Hangi verilerin toplanacağı, özel mesajların görülüp görülmeyeceği, konum bilgilerinin takip edilip edilmeyeceği, verilerin ne kadar süre saklanacağı, tedbir bittiğinde nasıl yok edileceği, hangi kurum görevlilerinin verilere ulaşacağı ve çocuğun karara karşı hangi etkili itiraz yollarını kullanacağı kanunda açıkça belirtilmelidir.
“Çocuğu dijital riskten koruma” amacı, sınırsız dijital gözetim yetkisine dönüşmemelidir.
Kitap Okumak Ceza Hâline Getirilmemeli
Çocuğun kitapla, kütüphaneyle, sporla, sanatla ve doğayla buluşturulması son derece değerlidir. Fakat kitap okumanın mahkeme kararıyla bir yaptırım gibi uygulanması, kitabı çocuk gözünde cezaya dönüştürme tehlikesi taşır.
Çocuğun önüne rastgele belirlenmiş eserler koymak yerine psikolog, öğretmen, sosyal hizmet uzmanı ve çocuğun katılımıyla bireyselleştirilmiş bir eğitim programı hazırlanmalıdır.
Çevre temizliği veya toplum yararına çalışma da çocuğu aşağılayacak, teşhir edecek veya ücretsiz emek kaynağına dönüştürecek biçimde uygulanamaz. İspanyol hukukunun toplum yararına çalışma için çocuğun rızasını araması bu nedenle önemlidir.
Cezasızlık Tartışmasının Gerçek Adı
Türkiye’deki mevcut sistemin sorunu bütünüyle cezasızlık değildir.
Asıl sorun çoğu zaman tedbirlerin kâğıt üzerinde kalması, sosyal inceleme raporlarının yetersiz hazırlanması, çocuk psikiyatristi ve sosyal hizmet uzmanı eksikliği, çocuğun aynı aileye ve aynı suç çevresine geri gönderilmesi, okul terklerinin zamanında izlenmemesi, bağımlılık tedavisine erişilememesi ve çocuğu kullanan yetişkin suç örgütlerinin yeterince etkili soruşturulmamasıdır.
Bir çocuk beş yıl cezaevinde kaldıktan sonra aynı sokağa, aynı aile içi şiddete, aynı yoksulluğa ve aynı çete baskısına dönüyorsa devlet yalnızca cezayı infaz etmiş olur; çocuğu suça sürükleyen şartları değiştirmiş olmaz.
Ceza süresini yedi yıldan dokuza, on iki yıldan on beş yıla çıkarmak kolaydır. Zor olan, o çocuğun neden okulda değil de çetenin motosikletinin arkasında olduğunu araştırmaktır.
Sonuç: Ne Cezasızlık Ne Çocuğu Yetişkin Saymak
Bir çocuğun işlediği cinayet, yaşı küçük olduğu için küçük bir suç hâline gelmez. Mağdurun yaşam hakkı, ailesinin adalet talebi ve toplumun güvenliği hukuk devletinin vazgeçemeyeceği değerlerdir.
Fakat ağır bir suç işleyen çocuk da fiili işlediği anda biyolojik, psikolojik ve hukukî olarak yetişkine dönüşmez.
Türkiye’nin ihtiyacı, çocukları cezasız bırakan bir sistem değildir. Ancak ihtiyacımız olan şey, çocuklara yetişkin cezası vererek kamuoyunun öfkesini geçici olarak yatıştıran bir sistem de değildir.
Gerçek çocuk adaleti;
Çocuğun sorumluluğunu kabul eder,
Mağdurun hakkını korur,
Çocuğu suça sürükleyen yetişkinleri cezalandırır,
Silaha ve suç örgütlerine erişimi engeller,
Aileyi ve kamu kurumlarını sorumlu tutar,
Özgürlüğü bağlayıcı yaptırımı son çare olarak kullanır,
Çocuğu eğitim, tedavi ve sürekli sosyal takiple yeniden topluma kazandırır.
TBMM’deki teklifin sosyal inceleme, kurumlar arası koordinasyon, silaha erişimin engellenmesi ve rehabilitasyon tedbirleri geliştirilmelidir. Buna karşılık çocukluk indirimini kaldırarak yetişkin cezasının önünü açan hükümleri, “İspanya modeli” etiketi arkasına saklamadan açıkça tartışmak gerekir.
Çünkü İspanya’dan gerçekten alınması gereken şey, çocuğu yetişkin gibi cezalandırmak değil; devletin sorumluluğunu bırakmadan, çocuğu mahkeme öncesinden ceza sonrasına kadar eğitim, psikososyal destek ve toplum temelli rehabilitasyonla izleyen sistemdir.
Çocuğun elindeki bıçağı almak gerekir. Ama çocuğu o bıçağa götüren eli görmeden, yalnızca cezasını büyütmek adalet değildir.
Bu, olsa olsa sorunun çocuk yaşta bir bedene yüklenmesidir.