Hayret ediyorum...
Özellikle Türkiye'de, ama daha da önemlisi Adıyaman'da; milletvekilleri, belediye başkanları, bürokratlar, oda başkanları, il başkanları ve kendisini "başkan" olarak tanımlayan nice insan...
Bir yaşlı teyzeyi ziyaret ederken, bir kimsesizin kapısını çalarken, bir ihtiyaç sahibinin elini tutarken önce yakalarına mikrofon takıyorlar. Kameralar hazırlanıyor, kayıt başlıyor. Sonra da büyük bir samimiyet gösterisiyle:
"Bir isteğin var mı teyzem?" "Bir emrin var mı amcam?" "Bir ihtiyacın var mı?"
Ardından o görüntüler sosyal medyada paylaşılıyor. Facebook'ta, Instagram'da, internet sayfalarında...
Peki bunun adı gerçekten hizmet mi?
Yoksa yoksulluğu reklam malzemesi yapmak mı?
İhtiyaç sahibinin mahcubiyetini siyasi ve kişisel gösteriye dönüştürmek mi?
İnsan onuru, birkaç dakikalık sosyal medya videosundan daha değersiz değildir.
Gerçek iyilik; kameranın önünde değil, vicdanın içinde yapılır.
Bir insanın derdini dinlemek için mikrofona değil, merhamete ihtiyaç vardır. Bir yaşlının elini tutmak için kameraya değil, samimiyete ihtiyaç vardır. Bir yetimin başını okşamak için sosyal medya ekibine değil, yüreğe ihtiyaç vardır.
Yardım gösteriş için yapılmaz.
İyilik alkış toplamak için yapılmaz.
İnsanların mahremiyetini milyonlara izletip sonra da "hizmet ediyoruz" demek, vicdan sahibi herkesin oturup düşünmesi gereken bir durumdur.
Mikrofonu bırakın...
Kamerayı kapatın...
Önce insan olun.
Sessizce gidin, sarılın. Bir ihtiyacı varsa giderin. Bir derdi varsa çözün. Bunu da kimse bilmesin.
Çünkü gerçek hizmet, reklam istemez.
Gerçek merhamet, alkış beklemez.
Unutmayın; insanların duası, sosyal medyadaki beğenilerden çok daha değerlidir. Vicdanın alkışı ise hiçbir kameranın kaydedemeyeceği kadar büyüktür.