Türkiye milyarlarca dolarlık devasa bir FON dolandırıcılığı ile karşı karşıya...
Olayın vahametini gözler önüne seren şey sadece muhalefetin iddiaları değil; bizzat Adalet Bakanı’nın yaptığı o sarsıcı açıklamalardır.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, piyasayı sarsan bu olay için “münferit bir manipülasyon” ya da “birkaç açıkgözün işi” gibi klasik ifadeler kullanmıyor. Bu yapılanma için üstüne basa basa “Örgüt” diyor, “Devletin üst düzey denetim mekanizmalarına sızan bir şebeke” diyor.
Yani basit bir finansal usulsüzlükten değil, “Organize bir suç örgütü”nden bahsediyor...
Sayın Bakan açıklamasında; "Soruşturmada kapsamlı, organize piyasa dolandırıcılığı ve suç yapısı tespit edildi" diyerek, karşımızdaki tablonun basit bir borsa vurgunu olmadığını, sistemli bir iş birliğinin delillerine ulaştıklarını ifade ediyor.
Aslında bu sözler, sıradan bir fon soruşturmasının ötesinde devasa bir çürümeyi gözler önüne seriyor.
“Örgüt” denilen yapı; rastgele yan yana gelmiş insanların değil, haksız çıkar sağlamak amacıyla belirli bir hiyerarşiye ve hedefe sahip kişilerin bir araya geldiği profesyonel bir suç mekanizmasıdır.
Burada üzerinde durulması gereken en kritik nokta ise Bakan Bey'in dile getirdiği o “sızma” meselesidir.
Devletin kritik finansal denetim organlarına; SPK’ya, BDDK’ya, Borsa’ya "sızma" nasıl mümkün olabilir?
Bu kurumların başındaki koltuklara atamalar zaten doğrudan Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapılıyor. Yani hiç kimse o makamlara gizlice “sızıp” oturamaz.
Anlaşılan “liyakatli" diye o makamlara oturtulanlar, zamanla devasa paraların yarattığı rüşvet çarkına yenik düşerek “birileri”tarafından “içeriden” teslim alınabiliyor.
Dışarıdan bakıldığında devasa binalsar, anlı şanlı yöneticiler, hikayeden denetim raporları var; ama demek ki suç örgütlerinin fonları rahatça evirip çevirmelerine de göz yumulmuş.
Adalet Bakanı’nın bu açıklamaları bir yandan kararlılık ifadesi gibi görünse de, diğer yandan devlet mekanizmasının kendi içindeki denetim zaafının açık bir itirafıdır.
Çünkü devletin üst düzey denetim organlarına kadar sızabilen bir yapılanma varsa; burada sadece suçu işleyenlerin değil, o sızmaya zemin hazırlayan, liyakati hiçe sayan ve kontrol mekanizmalarını gevşeten anlayışın da sorumluluğu vardır.
SONUÇ OLARAK;
Yaşananlar göstermiştir ki küçük yatırımcının birikimi, FON adı altında kurulan bu çarkların arasında öğütülüp gitmiştir.
Eğer bu soruşturmanın amacı gerçekten “devletin denetim mekanizmalarına sızan şebekeyi” çökertmekse;
Ucu nereye, kime, hangi makama, hangi siyasetçiye ve hangi bürokrata uzanırsa uzansın sonuna kadar gidilmelidir.
Ayrıca madem ki sayın bakanımız bu yapılanmayı “Örgüt” olarak tanımlıyor, o zaman bu “Örgüt”ün liderini de yöneticilerini de kamuoyuna açıklamalıdır.
Aksi takdirde, sadece yeni bir vurgunun faillerini yargılamış oluruz; ancak o “sızma”lara imkan tanıyan kapı açık kalmaya devam eder.