Yaman Haber ® - Haberi kaynağından takip edin
Yaman Haber ® - Haberi kaynağından takip edin
KÖŞE YAZISI

Kahvaltılık çalan adamın ülkesinde milyonları konuşmak

Paylaş:

Ağustos 2026 itibarıyla dört kişilik ailenin açlık sınırı 37.388 TL, yoksulluk sınırı 121.786 TL. Yanlış okumadın sevgili Hafız.! Yüz Yirmi Bir Bin lira maaş almıyorsan, net fakirsin!

Adıyaman’da pazara çıkmak artık alışveriş yapmak değil, neyi alamayacağına karar vermek demek. Emekli domatesi eline alıp geri bırakıyor, asgari ücretli kasabın önünden başını çeviriyor, anne çocuğuna alamadığı şey için “Evde var” diyor. Bir zamanlar iki yüz lirayla birkaç poşet dolarken bugün aynı para tek poşetin dibini zor görüyor. Memleketin gerçek ekonomik göstergesi tablolar değil; pazar filesi, market kasası ve ayın ortasında boşalan cüzdan.

AK Parti bir zamanlar yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadele iddiasıyla iktidara geldi. İsmet Özel’in pek güzel sözüdür: “Allah insanı iddiasından vurur!” İnsan bazen gerçekten iddiasından vuruluyor. Yoksullukla mücadele diyerek çıktığın yolda emekli pazardan eli boş dönüyorsa, yolsuzlukla mücadele dediğin ülkede milyarlarca liralık dosyalar konuşuluyorsa, dönüp o eski sloganlara bir daha bakacaksın. Vatandaş büyüme oranını ekmeğin arasına koyup yiyemiyor, millî gelir tablosunu çocuğunun beslenme çantasına koyamıyor. Ekonominin iyi olup olmadığını sabah peynirin fiyatından, akşam cebinde kalandan anlıyor.

Tam da böyle bir ortamda Samsun’da geçmiş zamanlarda yaşanan, 49 yaşındaki bir adamın marketten peynir, sucuk ve kahvaltılık ürünler çaldığı haberinin yeniden dolaşıma girmesi insanın yüzüne tokat gibi çarpıyor. Adam televizyon çalmıyor, telefon çalmıyor, kuyumcu soymuyor. Kahvaltılık çalıyor. Hırsızlık elbette suçtur; ama bir insanın kahvaltılık çalacak noktaya gelmesini yalnızca karakol tutanağıyla açıklarsanız, memleketin asıl meselesini görmezsiniz.

Hafızamızda baklava çalan çocuklar vardı. Şimdi yanına kahvaltılık çalan orta yaşlı bir adam eklendi. Ziya Paşa’nın “Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efraz, birkaç kuruşu mürtekibin cayı kürektir” sözü son yaşananlara bakınca, yine dilime pelesenk oldu. Bir tarafta fonlar, milyarlar, olağanüstü kazançlar, büyük para hareketleri konuşuluyor; öte tarafta gariban peynirle sucuğun hesabını veriyor. Küçüğün suçunu aklamıyorum. Büyüğün hesabı da küçük kadar hızlı sorulsun diyorum. Adalet garibanın adresini ezbere biliyor da büyük paranın izini bulmakta zorlanıyorsa orada yalnızca terazi değil, vicdan da bozulmuştur.

İktidarın halktan koptuğu ortada. Makam arabasının camından pazar filesi görünmüyor, protokol masasındaki kurabiyenin fiyatı sorulmadığı için markette peynirin kaç lira olduğu da unutuluyor. Koruma, danışman, konvoy, alkış ve “Sayın Bakanım” kalabalığı içinde gerçek hayat kayboluyor. Ama bu tablonun bütün faturasını iktidara kesip muhalefeti temize çıkarmak da ucuzculuk olur.

Çünkü muhalefetin önemli bir bölümü iktidarın her hatasını kendi başarısı sanıyor. Hayır, rakibinin kötü olması seni iyi yapmaz. Bu kadar hayat pahalılığına, geçim sıkıntısına ve toplumsal öfkeye rağmen kendini güçlü bir alternatif olarak kabul ettiremiyorsan, bunun adı da başarısızlıktır.

Bazı il ve ilçe başkanlarına bakıyorsunuz; koltuğa oturunca zannedersiniz Nirvana’ya ulaşmış. Arkada genel başkan fotoğrafı, masada çay, kapıda birkaç partili; siyaset tamam. Haftada iki paylaşım, ayda bir esnaf ziyareti, cenazede fotoğraf, düğünde el sıkışma; sonra “Halkımızın yanındayız.” Hangi halkın? Pazarda fileyi dolduramayan emekliyi tanıyor musun? Asgari ücretlinin ayın yirmisinden sonra neyle yaşadığını biliyor musun? Çiftçinin, esnafın, işçinin kapısını seçim dışında çaldın mı? Yoksa parti binasında oturup iktidarın hata yapmasını beklemek daha mı kolay?

Muhalefet dediğin siyasi akbaba değildir. Vatandaş zaten geçinemediğini biliyor; bunu ona yeniden anlatmak marifet değil. Nasıl düzeleceğini söyleyeceksin. Emekliyi nasıl rahatlatacağını, çiftçiyi nasıl ayakta tutacağını, esnafı nasıl kurtaracağını anlatacaksın. Bunu yapamıyor, halka ulaşamıyor, kendi parti içi koltuk hesaplarını memleket meselesinden önemli görüyorsan sonra dönüp “Bu iktidar neden hala gitmiyor?” diye sormayacaksın. Aynaya bakacaksın.

İktidarın beceriksizliği kadar, muhalefetin kifayetsizliği de bu düzenin ömrünü uzatıyor. Vatandaş akşam eve ne götüreceğini düşünüyor, siyasetçi kimin il başkanı olacağını; emekli peynir hesabı yapıyor, onlar delege hesabı. Sonra herkes kürsüye çıkıp millet adına konuşuyor.

Oysa marketten kahvaltılık çalan adam, bu ülkenin ekonomik durumunu yüz sayfalık rapordan daha kısa anlatıyor. Bir tarafta milyarlar uçuşuyor, öte tarafta bir adam peynirle sucuğun hesabını veriyor.

Bir gün de millet adına konuşmayı bırakıp milletin nasıl yaşadığına bakın.

Poşet hafifledi. Öfke ağırlaştı.

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir, Yaman Haber ® - Haberi kaynağından takip edin yayın politikasını yansıtmayabilir. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

Abdurrahman Akçal — Diğer Yazıları

Tümü

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yeni Slow Radyo