Yaman Haber ® - Haberi kaynağından takip edin
Yaman Haber ® - Haberi kaynağından takip edin
KÖŞE YAZISI

Don Kişot Adıyaman'da: Gazetecisiz gazeteciler cemiyetlerine karşı son savaş

Paylaş:

La Mancha'nın meşhur şövalyesi Don Kişot, sadık silahtarı Sanço Panza ile birlikte nice krallıklar, kasabalar ve hanlar aşıp Adıyaman'a vardığında, ömrü boyunca karşılaştığı bütün tuhaflıkların bu şehirde yeniden ve üstelik daha büyük bir ustalıkla icat edildiğini henüz bilmiyordu.

Şehrin girişinde atını durdurdu. Karşısında irili ufaklı, kimisi görkemli, kimisi mütevazı, kimisi de yalnızca tabeladan ibaret birtakım yapılar uzanıyordu. Ne var ki hemen hepsinin kapısında aynı ibare yazılıydı: Gazeteciler Cemiyeti.

Don Kişot, paslı miğferini düzelterek hayretle sordu: "Söyle bana Sanço, bu gördüğüm memleket gazetecilerin payitahtı mıdır? Yoksa bütün dünyanın gazetecileri bir savaş için burada mı toplanmıştır?"

Sanço Panza, eşeğinin üzerinde doğrulup tabelaları saymaya çalıştı. Beşten sonra vazgeçti. "Efendim," dedi, "bunların gazeteciler cemiyeti olduğunu söylüyorlar ama içlerinde gazeteci bulunup bulunmadığını henüz öğrenemedim. Lakin yüzlerce üyeleri olduğunu işittim. Bu kadar gazetecinin bulunduğu şehirde herhalde haber yazmaya vakit kalmıyordur."

Don Kişot şaşkındı. "Nasıl olur Sanço? Bir insan gazeteci olmadığı halde gazeteciler cemiyetine nasıl üye olabilir?"

"Efendim, sizin memlekette şövalye olmak için at, kılıç ve cesaret gerekiyorsa burada gazeteci olmak için pek fazla bir şey gerekmiyor. Bir tanıdık, bir başkan, bazen de bir akrabalık yeterli olabiliyormuş. Üstelik gazetecilik yapmak gibi tehlikeli işlere bulaşmayanlar da var."

Tam o sırada, başka serüvenlerden tanıdığımız berber Nicolas yanlarına yaklaştı. Konuşulanları işitmişti.

"Ben de üye olabilir miyim?" diye sordu.

Sanço cevap verdi: "Niye olmayasın? Sen hiç değilse gazete okumak için gelen müşterilerine rastlamışsındır. Hem makas kullanıyorsun. Gazeteciler de yazılarını makaslar. Mesleki yakınlığın birçok üyeden fazla olabilir."

Berber sevinçle dükkanına doğru koşarken Don Kişot'un yüzü karardı. "Sanço, galiba burada meslekler değil, unvanlar icra ediliyor."

"Hayır efendim," dedi Sanço, "unvanlar da icra edilmiyor, yalnızca kullanılıyor."

İkili şehrin içine doğru ilerlerken büyük bir kalabalığa rastlayacaklarını umuyordu. Zira o gün, yani 24 Ekim'de, memleketin başka şehirlerinde gazeteciler basına yönelik sansüre, gözaltılara, tutuklamalara ve televizyonlara kayyım atanmasına karşı seslerini yükseltiyordu. Don Kişot, böylesine kalabalık gazeteciler cemiyetleri bulunan Adıyaman'da meydanların dolup taşacağını düşünüyordu.

Fakat meydanda çıt çıkmıyordu.

Don Kişot sabırsızlandı. "Sanço, bu cemiyetlerin üyeleri nerededir? Niçin gazetecilerin özgürlüğünü savunmazlar?"

Sanço, bir ağacın gölgesine oturarak cevap verdi: "Efendim, söylediklerine göre başka şehirlerdeki gazeteciler haber yapabilmek için mücadele ediyorlarmış. Bizim buradakilerin bir kısmıysa belli ki bu meseleyi fazla büyütmemeyi tercih ediyor. Zira insan özgürlük isterken yanlışlıkla bir makam sahibini kızdırabilir. Sonra bir bakmışsın, davetli olduğun yemekte yerin değiştirilmiş."

"Demek bir sandalye uğruna susuyorlar!" diye haykırdı Don Kişot.

"Estağfurullah efendim, sandalye yalnızca oturmak içindir. Susmak ise burada çok daha geniş kullanım alanına sahip bir hünerdir."

Don Kişot kılıcını çekmeye davrandı. "Öyleyse bu korkaklığın üzerine yürümeliyiz!"

Sanço telaşla atın dizginlerine sarıldı. "Aman efendim! Kılıcınızı indirin. Bunlar düşman askeri değil, cemiyet yöneticisi. Hem kılıç çekmenize de gerek yok. Bir basın açıklaması yapmalarını isteyin, çoğu zaten ortadan kaybolur."

O sırada eski dostları Sanson Carrasco, elinde birtakım haberlerle çıkageldi. Basın Kartı Sahipleri Cemiyeti Başkanı Murat Çeliker'in sessizliği bozarak sansüre karşı açıklama yaptığını haber verdi.

Don Kişot sevindi. "Demek ki bu şehirde hala konuşan gazeteciler var!"

Sanço başını salladı. "Var efendim. Bunlara Kart Abiler diyorum."

"Niçin Kart Abiler?"

"Kartları olduğu için efendim. Bir de abiler, çünkü kadınların bu cemiyetlerdeki temsili meselesi biraz karışık. Sanki gazetecilik erkeklerin atalarından miras kalan bir malikane. Kadınlar haber yapabilir, tehlikeye atılabilir, gecesini gündüzüne katabilir ama cemiyet yönetmeye kalkışınca geleneklerimiz tehlikeye giriyor."

Don Kişot derin bir nefes aldı. "Oysa benim uğruna savaştığım Dulcinea bir kadın değil midir?"

"Öyledir efendim," dedi Sanço, "ama siz aşkınız uğruna devlerle savaşırsınız. Bunlar yönetim kurulu koltuğunu paylaşmak istemiyorlar. Herkesin kahramanlığı kendine."

Sanson Carrasco söze karıştı: "Yine de şehirde başka türlü düşünenler çıkmış. Adıyaman Çalışan Gazeteciler Cemiyeti adında bir cemiyet kurmuşlar. Başına da Sibel Turan isimli bir kadını getirmişler. Yönetiminde kadınlar varmış. Üstelik üyelerinin gerçekten gazetecilik yapmasını istiyorlarmış."

Bu sözler üzerine Sanço kahkahaya boğuldu.

"Vah zavallılar! Demek meselenin özünü hiç anlamamışlar. Cemiyet kurup yalnızca gazetecileri üye yapmak da nedir? Böyle giderse üye sayısını nasıl artıracaklar? Manavı, müteahhidi, başkanın akrabasını nereye koyacaklar?"

Don Kişot itiraz etti: "Ama Sanço, bir gazeteciler cemiyetinin üyeleri gazeteci olmalıdır!"

"İşte sizin de anlamadığınız bu efendim. Siz hala şövalyeliğin kurallarıyla düşünüyorsunuz. Bunlar daha karlı işlerin bulunduğu bir çağda yaşıyorlar. Bakın, yeni cemiyetin bir küçük dükkan tutacak parası bile yokmuş. Gazetecilik etiği, meslek onuru, bağımsızlık ve dayanışma diye tutturmuşlar. Oysa insan biraz çevresine bakar; ihale nasıl alınır, Hazine arazisi nasıl değerlendirilir, makam kapıları nasıl aşındırılır, bunları öğrenir. Yanlış anlamayın, kimsenin böyle işler yaptığını söylemiyorum. Yalnızca bizim yeni cemiyetin bu konularda da hiç hevesi yokmuş. Üstelik habire haber yapmaya çalışıyorlar. Bu kafayla para kazanabilirler mi?"

Don Kişot düşüncelere daldı. "Sanço, sanırım bunlar benim gibi delidir."

"Yok efendim," dedi Sanço, "siz hiç değilse yel değirmenlerini dev sanıyordunuz. Bunlar gazeteciliği gerçekten gazetecilik sanıyorlar. Sizden daha vahim durumdalar."

Şehrin sokaklarında ilerlerken yüzlerini gizlemiş birtakım adamlar gördüler. Her biri elindeki telefonla meşguldü. Kimi komşusu hakkında dedikodu yayıyor, kimi tanımadığı insanlara hakaret ediyor, kimi de kimsenin bilmediği hadiseler hakkında kesin hükümler veriyordu.

Don Kişot ürperdi. "Sanço, bu maskeli adamlar kimdir? Niçin yüzlerini gizlerler?"

"Onlar da bizim memleketin yeni nesil habercileri efendim. Haber yapmazlar ama herkesten haberleri vardır. Kaynakları dedikodu, yöntemleri gıybet, meslek ahlakları ise anonim hesaptır. Gerçek gazeteci bir haberi doğrulamak için günlerce uğraşır, bunlar iki satırda bir insanın yedi sülalesini mahvedebilir. Üstelik halkımızın bir kısmı bunlara pek rağbet eder."

Don Kişot öfkeyle kılıcını kaldırdı. "Öyleyse bu sahtekarların üzerine yürüyelim!"

Sanço yine engel oldu. "Aman efendim, boşuna yorulmayın. Birini yakalasanız öteki hesaplarından yazmaya devam eder. Hem ben bunlar için daha uygun bir çözüm düşündüm."

"Nedir o?"

"Bunlar da cemiyet kursun efendim. Adıyaman Sahte Hesap Sahipleri, Fitne, Fesat ve Gıybet Gazetecileri Cemiyeti. Yönetim kurulu tamamen gizli olur. Başkanın kimliğini kimse bilmez. Genel kurul WhatsApp üzerinden yapılır, her üye beş ayrı hesapla oy kullanır. Böylelikle hem demokrasi gelişir hem de memleketin gazeteciler cemiyeti sayısı artar."

Don Kişot, Sanço'nun yüzüne uzun uzun baktı. "Sen artık benden daha büyük bir hayalperest oldun."

"Hayır efendim. Siz yel değirmenlerini dev sanıp saldırıyordunuz, ben ise Adıyaman'da dev gibi görünenlerin çoğunun tabeladan ibaret olabileceğini öğrendim."

Bu sırada vakit akşama yaklaşmıştı. Don Kişot, bütün gün gördüklerinden sonra bir handa dinlenmek istedi. Hancı Hafız, kendilerine yemek getirirken şövalyenin yüzündeki kederi fark etti.

"Hayırdır yiğidim, hangi savaşta mağlup oldun?" diye sordu.

Don Kişot cevap verdi: "Ben nice düşman gördüm Hafız. Kimi kılıç taşıyordu, kimi mızrak. Fakat bugün öyle bir ordu gördüm ki ne silahı vardı ne cesareti. Sadece tabelaları vardı. Üstelik gazeteciliği savunmakla görevli oldukları halde gazetecilerin susturulmasına ses çıkarmıyorlardı."

Hancı Hafız gülümsedi. "Sen yenisin buralarda şövalyem. Adıyaman'da tabelaya bakarak hüküm verilmez. Dükkanda kasap yazıp içinde et bulamayabilirsin. Gazeteciler cemiyetinde gazeteci bulamamana niye şaşırıyorsun?"

Sanço hemen söze girdi: "Doğru söylüyorsun Hafız. Ben de yarın bir cemiyete üye olmaya karar verdim."

Don Kişot hayretle sordu: "Ama sen gazeteci değilsin!"

Sanço omuz silkti. "Olsun efendim. Ben hiç değilse bugün bütün bu hadiseleri gördüm, dinledim ve anlattım. Bu kadarıyla bazı üyelerden daha fazla gazetecilik yapmış olabilirim."

Don Kişot başını ellerinin arasına aldı. Dünyayı düzeltmek uğruna verdiği bütün savaşları düşündü. Yel değirmenlerini, dev sandığı han sahiplerini, zincirlerinden kurtardığı mahkumları ve uğruna hayatını tehlikeye attığı Dulcinea'yı hatırladı. Sonra Adıyaman'ın gazeteciler cemiyetlerini...

"Sanço," dedi sonunda, "ben bütün ömrüm boyunca olmayan devlerle savaştığım için deli sayıldım. Bunlar ise var olan haksızlıkları görmezden gelip akıllı sayılıyorlar."

Sanço, efendisinin kederini dağıtmak istercesine önündeki son lokmayı ağzına attı.

"Boş verin efendim. Siz yarın başka bir şehre gidersiniz. Bunlar burada kalır. Bir gün gazetecilik tamamen ortadan kalkarsa da hepsi toplanıp büyük bir basın açıklaması yaparlar."

"Ne derler Sanço?"

"Gazeteciliğin ölümünden duydukları derin üzüntüyü bildirirler efendim. Cenazede de en ön safta durmak için birbirleriyle kavga ederler."

Don Kişot gülmekle ağlamak arasında kaldı. Sonunda kılıcını kınına soktu, miğferini çıkardı ve Sanço'ya dönerek şu hükmü verdi:

"Öyleyse anladım Sanço. Bu şehirde gazetecilerin cemiyetleri var, fakat cemiyetlerin gazetecileri yok!"

Bu yazıdaki görüşler yazarına aittir, Yaman Haber ® - Haberi kaynağından takip edin yayın politikasını yansıtmayabilir. İzinsiz kopyalanamaz, alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.

Abdurrahman Akçal — Diğer Yazıları

Tümü

Yorumlar

Editoryal moderasyon aktif

Yorum Yaz

Yorumunuz incelendikten sonra yayın ilkelerimize uygun bulunması hâlinde yayınlanır. Hakaret, iftira ve reklam içeren ifadeler reddedilir.

adlı okura yanıt yazıyorsunuz.
0 / 2000

Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yeni Slow Radyo