Gökyüzüne çizdiğim resimdeydi yüzün biraz buruk biraz da gizemli. Yıldızlar sana şehrâyinler düzenlemeli. Gidişinden ziyade gelişine üzülmeli. Yakamozlar her daim seni dillendirmeli ve kıyıya çarpan deli dalga sinende dinlenmeli.
Ya şehriyar, hayata tutundurandı buğulu gözlerin ve içimi kıpır kıpır eden o kadim sözlerin. Sema sanki yüreğinden almıştı enginliğini; yüreğin kadar kocaman yüreğin kadar aydınlık. Kuşların kanatlarıyla taşırdın sevda muştusunu âşıktan maşukuna, şimdi Hüthüt selam götürür Belkıs’ın haşmetli diyarına.
Ya şehriyar, bulutların görünce eridiği tek güneş ruhundu aslında. Ay sadece senin dudaklarında duyuyordu özgürlüğün ayak seslerini. Yıldızların konağıydı ipeği kıskandıran o nazenin saçların. Melekler sadece senin kulağına döküyordu aşk nağmelerini ve sadece sen duyuyordun aşkın erdemli ilkelerini.
Ya şehriyar, gökyüzünün ağırlamakta şeref duyduğu, Süreyya’nın mavi olmak için çaba sarf ettiği, kuşların özgürlük nağmelerinin yankısı sendin. Sen, arzın semaya armağanıydın. Şimdi bizler de kelimelerimizin imbiğinden dökülen yarı buruk yarı umutlu nağmelerle sana gelme çabası sarf ediyoruz; ama ne mümkün sana gelmek bunu da biliyoruz.
Biz ki; sana giden yoldan bile habersiz yaşam yetimleri. Biz ki; umut yolunun sevda bekçileri. Biz ki; yokluğunun cehenneminde korkunun keder dönüştüğü ölümlerin eşiğindeyiz.
Ya şehriyar, iyi ki semaya her bakışımızda seni görebilmekteyiz. Umut kırıntılarının harmanlandığı bir yaşamla sana seslenmekteyiz. Kim demiş umuda vurulur diye zincir, esir mi edecekmiş seni bu köhne fikir? Semaya her bakışımızda derin derin göz kırpsın her daim umut gözlerin.