Ey Dost, varlığının yankılanması kadardır mutluluğun,
Güne saldığın bir kelam dosttan aldığın bir selam,
Sevgi, umut, tutku vesselam…
Rüzgârın ayak izlerinden getir yârin menekşe kokulu tenini,
Dağıt âleme ki mest olsun içindekilerin yürek imbiği,
Denize her baktığında derin derin içinde kaybolmalı elemli gözlerin.
Ay ışığında göremiyorsan Süreyya’nın kırık kalbini,
Bırak ağlasın tüm yıldızlar,
Belki o zaman diner semanın kalbinden hıçkırıklar.
Öyle melül mahzun bakıp da yaralama kalbimi,
Dök içindekileri de anlat bana kendini.
Ağlarsan engellemem içindekileri,
Bilirim ki içinden gelenlerdir dışının götürdükleri.
Ağla ve anlat, anlat ve ağla,
Ta ki görsün göğün rabbi gözlerini.
Kaldır başını göğün dizinden,
Tutma gözyaşını bırak aksın içinden.
Çaresizliğinde gizli değil midir unutulmuşluğun esareti?
Ses ver bana ey dost, bırakma ellerimi,
Dik tut başını ki âlem heba etmesin kendini.
Sen ki içinde saklarsın âlemi.
Nâzenin dost nazdar dost, umudu koy heybene.
Yenilmiş görünsen de yüz verme hiç kedere.
Değildir hiç kimse kaçan gözünden Rahman’ın,
Hüznü sal yüreğinden ki ümittir senin kalkanın.
Yaşamak ol ey dost kaçma yüreğinden diyar diyar,
Götürürsen onu her yere işte o zaman olursun bahtiyar.
Ger kanatlarını sevginin,
Kucakla âlemi ki kaybolmasın rengi gözlerinin.