Son zamanlarda sosyal medyada gezerken fark ettin mi?
Her yer 80’ler, 90’lar.
Grenli videolar… Tüplü televizyon ışığı… Walkman… Kaset sesi… Neon tabelalar…
Altına da klasik cümle: “O zamanlar her şey daha güzeldi.”
Paylaşan kişi? 2005 doğumlu.
Burada garip bir durum var. İnsanlar hiç yaşamadıkları bir dönemi özlüyor. Bunun bir adı bile var: anemoia. Yani hiç deneyimlemediğin bir zamana karşı duyulan nostalji. Ama bu sadece tatlı bir özlem değil. Bu duygu yavaş yavaş üretiliyor.
Çünkü o gördüğümüz “eski” görüntülerin çoğu aslında yeni. Filtreli, efektli, bazen yapay zekâyla yapılmış. Yani bugünün teknolojisiyle düne benzeyen bir geçmiş tasarlanıyor.
Gerçek 90’lar mı, Instagram 90’ları mı?
Gerçek 90’lar nasıldı?
İnternet yavaştı. Telefona bağlanınca evden kimse sizi arayamıyordu. Ekonomik krizler vardı. Siyasi karmaşa vardı. Hayat hem güzeldi hem de zordu.
Ama sosyal medyada gördüğümüz 90’lar hep gün batımı. Hep güzel şarkılar. Hep sokakta özgürce dolaşan gençler.
Yani anlayacağın, filtreli bir geçmiş.
Jean Baudrillard zamanında gerçeğin yerini kopyaların aldığını söylemişti. Şimdi yaşanan şey tam olarak buna benziyor. Gerçek geçmiş yavaş yavaş estetik, pürüzsüz bir versiyonuyla yer değiştiriyor.
Artık geçmiş hatırlanmıyor, tasarlanıyor.
Neden Bu Kadar Özlüyoruz?
Belki mesele 90’lar falan değil.
Belki mesele bugünün aşırı hızlı olması.
Sürekli bildirim. Sürekli ekran. Sürekli bir yerlere yetişme hâli.
Bu tempo içinde daha yavaş bir zamanı hayal etmek insana iyi geliyor.
Kaseti ileri sararken çıkan o mekanik ses, bugünün story hızından daha insani geliyor. Tüplü televizyonun hafif titreyen görüntüsü, 4K netliğinden daha sıcak hissettiriyor.
Ama şunu unutuyoruz: O zaman da insanlar yoruluyordu. O zaman da kaygı vardı. O zaman da dert bitmiyordu.
Biz aslında geçmişi değil, sadeleştirilmiş bir zamanı özlüyoruz.
Yapay Zekâ ve “Mükemmel” Geçmiş
Yapay zekâ artık retro fotoğraflar üretiyor. Hiç çekilmemiş aile albümleri. Hiç yaşanmamış yaz akşamları…
Ve bu görüntüler o kadar sık karşımıza çıkıyor ki bir süre sonra beynimiz onları gerçekmiş gibi kabul etmeye başlıyor.
Toplumsal hafıza böyle böyle şekilleniyor.
Marshall McLuhan medyanın sadece mesaj taşımadığını, dünyayı algılama biçimimizi değiştirdiğini söylemişti. Bugün medya, geçmişi algılama biçimimizi de değiştiriyor.
Bir kuşak, 90’ları yaşamadan hatırlıyor gibi hissediyor.
Asıl Tehlike Nerede?
Bu durum başlı başına kötü değil. Her nesil bir öncekini biraz romantik görür. Ama bu sefer fark şu: Geçmiş kendi hâliyle hatırlanmıyor, bilinçli şekilde üretiliyor.
Gerçek geçmiş kusurludur.
Sentetik geçmiş kusursuzdur.
Gerçek geçmiş öğretir.
Sentetik geçmiş rahatlatır.
İnsan da doğal olarak rahatlatanı seçer.
Belki de Asıl Soru Şu
Biz gerçekten 90’ları mı özlüyoruz?
Yoksa bugünün karmaşasından kaçacak bir hayal mi arıyoruz?
Belki de ihtiyacımız olan şey geçmişi yeniden yapmak değil; bugünü biraz yavaşlatmak.
Çünkü hiçbir dönem tamamen güzel değildi.
Ama her dönem, içindeki insan kadar gerçekti.
Ve gerçek şeyler, filtresiz olduklarında daha anlamlıdır.
Sentetik Nostalji: Hiç Yaşamadığımız Günlere Özlem
YORUMLAR