Nasreddin Hoca'nın meşhur fıkrasıdır.
Hoca pazara giderken mahallenin çocukları etrafını sarar. Hepsi düdük ister. Çocuklardan yalnızca biri düdüğün parasını verir. Hoca dönüşte cebinden tek bir düdük çıkarıp parayı veren çocuğa uzatır ve o meşhur hükmünü verir:
"Parayı veren düdüğü çalar."
Bizim vergi hikayemizde fıkra biraz değişmiş durumda.
Parayı vatandaş veriyor, düdüğü kimin çaldığı ise zaman zaman pek belli olmuyor.
Gelir İdaresi Başkanlığı 2025 yılının vergi rekortmenlerini açıkladı. Listenin zirvesinde 2 milyar 991 milyon 536 bin 760 liralık gelir vergisiyle Selçuk Bayraktar var. İkinci sırada 2 milyar 502 milyon 27 bin 660 lirayla Haluk Bayraktar, üçüncü sırada ise 830 milyon 795 bin 72 lirayla Mustafa Rahmi Koç bulunuyor. Selçuk ve Haluk Bayraktar böylece 2021'den 2025'e kadar 5 yıl üst üste ilk iki sırada yer aldı.
Rakamlar büyük.
Hatta o kadar büyük ki insan birkaç saniyeliğine kendi elektrik faturasını, market fişini, cep telefonu faturasını ve otomobilinin deposuna koyduğu benzini unutabiliyor.
Milyarlar konuşulunca insanın 20 liralık, 50 liralık, 500 liralık vergisi pek küçük görünüyor.
Mesele tam da burada başlıyor.
LİSTEDE SELÇUK BAYRAKTAR VAR, PEKİ EBZER EMMİ NEREDE?
Vergi Uzmanı Ozan Bingöl, vergi rekortmenleri listesinin açıklanmasının ardından dikkat çekici bir noktaya işaret etti.
İlk 100 gelir vergisi rekortmeninin 78'i isminin açıklanmasını istemedi. Bingöl ise asıl görünmeyen listenin bunun da dışında olduğunu söylüyor: Maaşı hesabına yatmadan vergisi kesilen, otomobil alırken yüksek vergi yüküyle karşılaşan, cep telefonundan çeşitli vergiler ödeyen, mutfak tüpünden günlük tüketim ürünlerine kadar yaptığı alışverişlerde KDV ve ÖTV ödeyen vatandaş.
Yani bir tarafta adı soyadı yazılı rekortmenler var.
Öbür tarafta adı hiçbir listede yazmayan milyonlar.
Adıyaman'da sabah kepengini açan esnaf mesela.
İşe gitmek için aracına yakıt alan memur.
Markette çocuklarının beslenmesi için peynir, süt, meyve alan anne.
Telefonuna kontör yükleyen genç.
Doğal gaz, elektrik, su, internet faturalarını masanın üzerine dizip hangisini önce ödeyeceğini düşünen emekli.
Onların fotoğrafı yok.
Plaketleri de yok.
Vergi rekortmenleri töreninde ön sırada ayrılmış koltukları hiç yok.
Ama vergi var.
Hem de hayatın neredeyse her köşesinde.
VERGİYİ SADECE KAZANIRKEN DEĞİL, YAŞARKEN ÖDÜYORUZ
Vergi sisteminin vatandaş açısından en görünmez tarafı dolaylı vergiler.
Çünkü gelir vergisini bordroda görüyorsunuz.
KDV'yi ise çoğu zaman görmeden ödüyorsunuz.
ÖTV'yi bazen pompanın başında hatırlıyorsunuz.
Bazen otomobil alırken.
Bazen telefonu değiştirirken.
Bazen de aldığınız ürünün fiyatına bakıp "Bu neden bu kadar pahalı?" diye kendi kendinize söylenirken.
2025 yılının gerçekleşme verilerine ilişkin hesaplamalarda dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payının yaklaşık yüzde 62,4 olduğu görülüyor. Aynı dönemde KDV gelirlerinin toplam vergi gelirlerindeki payı yaklaşık yüzde 29,7 olarak hesaplanırken, gelir vergisi tahsilatının çok büyük bölümü de stopaj yoluyla gerçekleştirildi.
Başka bir ifadeyle devlet yalnızca "Ne kadar kazandın?" diye sormuyor.
"Ne aldın?"
"Ne sattın?"
"Ne içtin?"
"Ne kullandın?"
"Araban var mı?"
"Telefon kullanıyor musun?"
"Yakıt aldın mı?"
diye de soruyor.
Tabii bu soruları kelimelerle sormuyor.
Kasada soruyor.
Pompada soruyor.
Faturada soruyor.
Maaş bordrosunda soruyor.
VE SAHNEYE ADIYAMAN ÇIKIYOR
Şimdi gelelim bizim memlekete.
Gelir İdaresi Başkanlığının 2025 yılı sonu il bazlı genel bütçe vergi gelirleri tablosuna göre Adıyaman'da yaklaşık 17,23 milyar lira vergi tahakkuk etti, 13,33 milyar lira vergi tahsil edildi.
Tekrar edelim:
13 milyar 334 milyon liradan fazla.
Selçuk Bayraktar'a 2025 yılı için tahakkuk eden gelir vergisi yaklaşık 2,99 milyar lira.
Elbette iki rakam aynı şey değil.
Birisi tek bir kişinin gelir vergisi, diğeri Adıyaman genelinde farklı vergi türlerinden oluşan genel bütçe vergi tahsilatı.
Dolayısıyla ikisini teknik anlamda karşı karşıya koyup bir vergi rekortmenliği sıralaması yapmak doğru olmaz.
Ama rakamların ölçeği bize başka bir şeyi anlatıyor:
Adıyaman'ın esnafı, işçisi, memuru, çiftçisi, işletmesi, tüccarı, emeklisi ve tüketicisi tarafından oluşan ekonomik hayatın içinden devletin kasasına bir yılda 13,3 milyar lirayı aşan vergi girmiş.
Hem de hangi Adıyaman'dan?
6 Şubat depremlerinin ardından yeniden ayağa kalkmaya çalışan Adıyaman'dan.
Evi yıkılanın yeniden ev kurduğu, iş yeri yıkılanın yeniden kepenk açmaya çalıştığı, konteynerden dukkana geçmenin bile başlı başına ekonomik mücadele olduğu bir şehirden.
Bu nedenle meseleye biraz da Adıyaman'ın penceresinden bakınca insanın aklına ister istemez başka bir liste geliyor.
BİZİM VERGİ REKORTMENLERİ LİSTEMİZ
Listenin ilk sırasında sabah güneş doğmadan dükkanını açan esnaf var.
İkinci sırada traktörüne mazot koyup tarlasına giden çiftçi.
Üçüncü sırada maaşı eline geçmeden vergisi kesilen çalışan.
Dördüncü sırada çocuğuna okul alışverişi yapan aile.
Beşinci sırada arabasına yakıt alan vatandaş.
Altıncı sırada telefon faturası ödeyen genç.
Yedinci sırada market arabasının içine ürünü koymadan önce fiyat etiketine iki kez bakan emekli.
Sekizinci sırada depremden sonra işini yeniden kurmaya çalışan küçük işletmeci.
Dokuzuncu sırada "Bu ay elektrik mi, kredi kartı mı?" hesabı yapan hane.
Onuncu sırada ise...
Aslında hepimiz.
Listenin geri kalanını açıklamaya gerek yok.
Çünkü bu listede kimse isminin gizlenmesini istemiyor.
Zaten isim yazmaya kalksak Adıyaman'ın nüfusu kadar satır gerekir.
ASIL SORU VERGİ VERİP VERMEDİĞİMİZ DEĞİL
Vergi elbette devletin geliridir.
Yolun, hastanenin, okulun, güvenliğin, altyapının ve kamu hizmetlerinin finansman kaynaklarından biridir.
Vergi vermek başlı başına mesele değildir.
Mesele başka.
Kimden ne kadar vergi alındığı, verginin ödeme gücüne göre ne kadar adil dağıldığı ve toplanan paranın vatandaşa nasıl geri döndüğüdür.
Çünkü zenginin de fakirin de market kasasında aynı KDV oranıyla karşı karşıya kaldığı bir düzende oran eşit olabilir ama yük eşit değildir.
Bin liralık alışveriş, geliri 20 bin lira olanla 2 milyon lira olanın hayatında aynı yere oturmaz.
Vergi adaleti tam da bu farkın başladığı yerde tartışılır.
Ozan Bingöl'ün vergi rekortmenleri listesine yaptığı itirazın özü de burada yatıyor: Resmi listede büyük gelir vergisi mükelleflerini görüyoruz; bütçeyi günlük tüketimi, maaşı ve harcamaları üzerinden sürekli besleyen geniş vatandaş kitlesi ise hiçbir rekortmen listesinde görünmüyor.
GERÇEK VERGİ REKORTMENİ ADIYAMANLILARDIR
O halde Gelir İdaresi'nin listesine itirazımız yok.
Selçuk Bayraktar rekortmendir.
Haluk Bayraktar rekortmendir.
Rahmi Koç rekortmendir.
Vergisini kuruşu kuruşuna ödeyen her mükellef de bu ülke açısından değerlidir.
Ama bizim bugün başka bir kategoride ödül vermemiz gerekiyor.
Hayatını sürdürürken vergi ödeyenler kategorisi.
O kategoride kırmızı halı yok.
Fotoğraf yok.
Plaket yok.
Takım elbise yok.
Sadece kasadan çıkan fiş var.
Bordro var.
Akaryakıt pompası var.
Fatura var.
Ve Adıyaman'da 2025 yılı boyunca devletin kasasına ulaşan 13,3 milyar lirayı aşkın vergi tahsilatı var.
O yüzden bugün PERRE'nin yerel listesini de biz açıklayalım:
Türkiye'nin gelir vergisi rekortmeni Selçuk Bayraktar olabilir.
Ama hayatın vergisini ödeme kategorisinde gerçek rekortmen, Adıyamanlılardır.
Hem de isimlerini gizlemeden.
Çünkü onların adı zaten market fişinin üzerinde yazmıyor.
Ama ödedikleri vergi, fişin en altında mutlaka yazıyor.
Nasreddin Hoca'nın hesabına dönersek...
Parayı veren düdüğü çalardı.
Bizim vatandaş yıllardır parasını veriyor.
Artık sormaya hakkı var:
Düdük nerede?