Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 3 Eylül’de Adıyaman’a geliyor. Havaalanındaki karşılama heyeti, çiçekler, makam araçları, güvenlik koridoru ve şehrin “eşsiz turizm potansiyelini” anlatan kalın dosyalar muhtemelen şimdiden hazırdır. Bakan’a Nemrut’tan, Perre’den, Cendere’den, Arsemia’dan, Karakuş’tan, Gerger’den ve Safvan bin Muattal’dan söz edilecek; Adıyaman’ın sahip olduğu değerlerin dünyada benzeri bulunmadığı bir kez daha anlatılacaktır. Sayın Bakan da büyük ihtimalle bu muazzam potansiyelin farkında olduklarını, gerekli çalışmaların yapılacağını ve Adıyaman’ın hak ettiği yere getirileceğini söyleyecektir. Sonra fotoğraflar çekilecek, tokalaşmalar tamamlanacak, konvoy hareket edecek ve Adıyaman, bir sonraki bakan ziyaretine kadar elinde yeni vaatlerle eski yerinde beklemeye devam edecektir.
Mehmet Nuri Ersoy, 9 Temmuz 2018’de Kültür ve Turizm Bakanlığı görevine getirildi. Yani 3 Eylül 2026 itibarıyla sekiz yıl bir aydan uzun süredir bu ülkenin kültüründen ve turizminden sorumlu. Üstelik turizmi yalnızca bürokratların hazırladığı sunumlardan öğrenmiş bir isim değil. Bakanlığın resmi özgeçmişine göre mesleğe 1985 yılında turist rehberliğiyle başlamış, 1991’de tur ve otelcilik şirketini kurmuş, yıllarca paket turdan konaklamaya kadar sektörün hemen her alanında faaliyet göstermiş deneyimli bir turizmci. Bu nedenle turistin neden bir şehirde kaldığını, neden başka bir şehirden kaçar gibi ayrıldığını ve bavuluyla birlikte parasını da nereye götürdüğünü hepimizden daha iyi bilmesi gerekir.
Fakat kamuya açık Bakanlık ve Valilik kayıtlarına baktığımızda Ersoy’un Bakan olduktan sonra Adıyaman’a yaptığı ilk kapsamlı ziyaretin 27 Ekim 2019’da gerçekleştiğini görüyoruz. Şimdi, yaklaşık altı yıl on ay sonra ikinci kez geliyor. Sekiz yılı aşan Bakanlık döneminde UNESCO Dünya Mirası Nemrut’un, Kommagene Krallığı’nın, Perre Antik Kenti’nin ve Türkiye’nin en önemli inanç merkezlerinden birinin bulunduğu Adıyaman’a ikinci ziyaret… Kültür ve Turizm Bakanı’nın Adıyaman yolunu neredeyse yedi yılda bir hatırlaması da herhalde Bakanlığın “sürdürülebilir turizm” anlayışının bize özel bir uygulamasıdır. 27 Ekim 2019 tarihli resmi ziyaret kaydı, aradan geçen zamanı bütün çıplaklığıyla önümüze koyuyor.
Bakan Ersoy 2019’da geldiğinde Adıyaman’ın turizm açısından eski günlerine dönmesi için tanıtım çalışmalarına ağırlık vereceklerini söylemişti. Nemrut için düşünülen raylı sistem projesinin hızlandırılacağını, 2020, 2021 ve 2022 yıllarını kapsayan üç yıllık bir çalışma hazırlanacağını, eylem planının bir ay içerisinde ortaya çıkarılacağını ve ihtiyaç duyulan kaynağın Bakanlık tarafından aktarılacağını açıklamıştı. Hedef, 2022’ye kadar Adıyaman’a gelen turist sayısını her yıl artırmak ve şehri hak ettiği turizm gelirine kavuşturmaktı. Aradan yedi yıl geçti. O gün doğan çocuklar bugün okula başladı, okuma yazma öğrendi; fakat bir ayda hazırlanacağı söylenen eylem planının hangi rafta uyuduğunu Adıyaman hala öğrenemedi. Nemrut’a yapılacak raylı sistem nerede, UNESCO’ya hangi proje sunuldu, ne kadar ödenek ayrıldı ve 2022 hedeflerinin kaçı gerçekleşti, bilen yok. 2019 Turizm Çalıştayı’nda verilen sözler Valiliğin kayıtlarında bütün gençliğiyle duruyor; belli ki Adıyaman’da projeler eskiyor ama vaatlere zaman işlemiyor.
İşin en acı tarafı, bu sözlerin havada kaldığını yalnızca şehirde yaşayanların gözlemleri değil, Bakanlığın kendi rakamları da söylüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığının belediye belgeli ve turizm işletme belgeli tesis tabloları birlikte hesaplandığında, 2002 yılında Adıyaman’daki konaklama tesislerine 16 bin 918 yabancı ziyaretçi gelişi kaydedilmişti. Depremden ve pandemiden önceki son normal yıllardan biri olan 2019’da ise aynı sayı 4 bin 85’e gerilemişti. Türkiye genelinde yabancı turist sayısı ve turizm geliri katlanarak artarken, Adıyaman’daki yabancı ziyaretçi gelişleri yaklaşık yüzde 76 azalmıştı. Bu, siyasi bir konuşmanın hararetli cümlesi değil; Bakanlığın soğuk Excel tablolarından çıkan sonuçtur. Rakamlara itirazı olan bize değil, belediye belgeli tesis kayıtlarını ve turizm işletme belgeli tesis kayıtlarını tutan Kültür ve Turizm Bakanlığına itiraz etmelidir.
Aynı dönemde Adıyaman’daki toplam tesis gelişleri 54 binden 221 bine yükselmişti. Yani iç turizmde ve iş amaçlı konaklamalarda bir hareketlilik oluşmuş, fakat yabancı ziyaretçinin toplam içindeki payı yüzde 31’den yüzde 2’nin altına düşmüştü. Nemrut yerindeydi, Cendere yerindeydi, Perre yerindeydi, güneş her sabah aynı görkemle doğuyordu; kaybolan tarih değil, Adıyaman’ın yabancı turist üzerindeki çekim gücüydü. Türkiye turizmde dünyaya açılırken Adıyaman kendi içine kapanıyor, ülkeye gelen milyonlarca yabancı arasından bu şehre düşen pay her geçen yıl biraz daha küçülüyordu.
Dolayısıyla hiç kimse bugünkü tabloyu yalnızca 6 Şubat depreminin yıkımıyla açıklamaya çalışmasın. Deprem elbette Adıyaman’ı ağır yaraladı; otelleri, iş yerlerini, restoranları ve şehir merkezini yerle bir etti. Ancak 2019 rakamları sorunun depremden çok önce başladığını, Adıyaman’ın turizm haritasından yıllar içerisinde sessizce silindiğini gösteriyor. Deprem bu ihmali doğurmadı, yalnızca yıllardır halının altına süpürülen ihmali görünür hale getirdi.
2025 verileri de Adıyaman’ın bir turizm merkezinden çok günübirlik uğrak yerine dönüştüğünü gösteriyor. Kentteki konaklama tesislerinde 114 bin 429 gelişe karşılık 164 bin 668 geceleme kaydedilmiş; ortalama kalış süresi yaklaşık 1,44 gecede kalmış. Gelenlerin yalnızca yüzde 3,3’ünü yabancı ziyaretçiler oluşturmuş. Turist Adıyaman’a tatil yapmak için değil, programındaki boşluğu doldurmak için geliyor. Bir gece kalıyor, güneşi Nemrut’ta karşılıyor, birkaç fotoğraf çekiyor ve sonra bavulunu alıp Gaziantep’e, Şanlıurfa’ya, Mardin’e ya da Malatya’ya geçiyor. Otel ücretini, akşam yemeği parasını, eğlence harcamasını ve alışveriş bütçesini komşu şehre bırakırken Adıyaman’a sosyal medya hesabında paylaşacağı birkaç güzel fotoğraf kalıyor.
Çünkü tarih sahibi olmak başka, turizm şehri olmak başka şeydir. Nemrut turistin Adıyaman’a gelmesini sağlayabilir ama burada kalmasını sağlayacak olan oteldir, restorandır, ulaşım kolaylığıdır, kültür ve sanat etkinliğidir, canlı müziktir, gece hayatıdır, güvenli kamusal alandır ve ziyaretçiye tercih hakkı tanıyan medeni şehir düzenidir. Turizm, turiste iki bin yıllık taşları gösterdikten sonra onu akşam saat sekizde otel odasına göndermek değildir. Turizm, o ziyaretçinin Nemrut’tan indikten sonra şehirde geçireceği zamanı, yiyeceği yemeği, dinleyeceği müziği ve ertesi gün yapacağı yeni geziyi de planlayabilmektir.
Adıyaman’da ise yıllardır “Müslüman mahallesinde salyangoz sattırmayız” anlayışını hatırlatan bir turizm iklimi hakim. Elbette devlet meyhane açmayacak, Bakanlık bar işletmeyecek; fakat uluslararası bir turizm şehri kurmak istiyorsanız ziyaretçinin hayat tarzını kendi tercihlerinize göre biçimlendirmeye de kalkmayacaksınız. Alkol almak isteyen alır, istemeyen ayranını içer; canlı müzik dinlemek isteyen dinler, isteyen erkenden odasına çekilir. Turizm, müşteriye vaaz vermek değil, seçenek sunmaktır. Herkesi kendi mahallenizin ölçülerine göre yaşamaya zorladığınızda belki salyangoz satılmasını engellersiniz ama turistin parasını Gaziantep’te, Mardin’de ve Şanlıurfa’da harcamasını da engelleyemezsiniz.
Burada insan ister istemez soruyor: Adıyaman Müslüman da çevre şehirlerde yaşayanlar başka dinden mi? Gaziantep’te, Mardin’de, Malatya’da ve Şanlıurfa’da açılan nitelikli oteller, restoranlar ve sosyal mekanlar o şehirlerin inancını elinden almadı da Adıyaman’da kurulacak turizm hayatı mı şehrin maneviyatını bozacak? Turistin akşam yemeğini Adıyaman’da yemesiyle şehrin inancı eksilmez; tam tersine otelci, lokantacı, taksici, esnaf, rehber ve genç iş bulur. Fakat biz turistin gün batımını Nemrut’ta seyretmesini, geceyi başka şehirde geçirmesini ve parasını orada harcamasını neredeyse doğal düzenin bir parçası gibi kabullendik.
Kültür Yolu Festivali meselesi ise bu ihmalin artık saklanamayacak kadar açık örneğidir. Kültür ve Turizm Bakanlığının büyük bir gururla anlattığı festival 2025 yılında 20, 2026 yılında 26 şehre yayıldı. Şanlıurfa var, Gaziantep var, Malatya var, Diyarbakır var, Mardin var; 2026’da Kahramanmaraş da listeye eklendi. Nemrut’un, Kommagene’nin ve Perre’ninşehri Adıyaman ise yine dışarıda bırakıldı. Bakanlık 2027’de festival düzenlenen şehir sayısını 32’ye çıkaracağını, Balıkesir, Denizli, Hatay, Kocaeli, Muğla ve Tekirdağ’ı da programa alacağını açıkladı. Adıyaman o listede de yok. Anlaşılan Kültür Yolu Anadolu’nun dört bir tarafında dolaşıyor, fakat bürokratik navigasyon bir türlü Nemrut’un yolunu bulamıyor.
Oysa depremden çıkmış bir şehir için Kültür Yolu Festivali yalnızca birkaç konserden ibaret olmayacaktı. Oteller dolacak, restoranlar çalışacak, esnaf satış yapacak, sanatçılar sahne bulacak, gençler aylardır yaşadıkları karanlığın içinde biraz olsun nefes alacaktı. Dokuz gün sürecek bir festival, yıllardır hazırlanan onlarca tanıtım raporundan daha fazla ses getirebilir, Adıyaman’ı ulusal ve uluslararası medyanın gündemine taşıyabilirdi. Ancak Bakanlığın “dünyanın en büyük kültür festivali” diye övündüğü organizasyon genişledikçe Adıyaman’ın dışarıda kalması daha görünür, daha anlaşılmaz ve daha incitici hale geldi.
İşin alay edilecek yanı da burada bitmiyor. Adıyaman’ın turizm geleceğinin konuşulacağı 3–4 Eylül Bölgesel Turizm Çalıştayı, Elazığ’da ve “Elazığ merkezli” bir anlayışla düzenleniyor. Adıyaman’ın turizmi konuşulacak ama masa Adıyaman’da kurulmayacak; Nemrut’un nasıl pazarlanacağı, Perre’nin nasıl tanıtılacağı ve Adıyaman’a turistin nasıl getirileceği Elazığ’da tartışılacak. Bu şehir, kendi turizm hikayesinin anlatıldığı toplantıda bile misafir sandalyesine oturtuluyor. Adıyaman’ın sahip olduğu değerler masaya gelecek ama masanın kendisi yine başka şehirde olacak.
Diyelim ki Nemrut’taki heykellere “put”, eğlenceye “günah”, gece hayatına “gavurluk” gözüyle bakanların hassasiyetini esas aldınız. Peki Safvan bin Muattal’ı neden öksüz bıraktınız? Samsat’taki Safvan bin Muattal kabri, Eyüp Sultan’la birlikte Türkiye’de yeri en kesin kabul edilen iki sahabe kabrinden biridir. Böylesine büyük bir dini ve tarihi değer başka bir şehirde bulunsaydı çevresinde çoktan uluslararası inanç turizmi rotası kurulmuş, çok dilli tanıtım merkezi açılmış, seyahat acenteleri için özel paketler hazırlanmış ve dünyanın farklı ülkelerinden ziyaretçiler taşıyan düzenli organizasyonlar başlatılmıştı.
Adıyaman’da ise 2013 yılında temeli atılan Safvan bin Muattal Külliyesi’nin açılması için 2024 yılının başına kadar beklenildi. Yaklaşık 15 bin kişilik camisi, misafirhanesi, restoranı, kafeteryası, tanıtım ofisi ve sosyal alanları bulunan büyük bir külliye yapıldı; fakat bu eseri Eyüp Sultan gibi yaşayan, bilinen ve dünyaya anlatılan bir inanç merkezine dönüştürecek turizm stratejisi hala kurulamadı. Nemrut’a geleni putperest, eğlenmek isteyeni gavur saydığınızı varsayalım; Safvan bin Muattal’ı ziyaret etmek isteyen Müslümana ne diyeceksiniz? O da mı önce başka şehirde konaklayıp Adıyaman’a günübirlik gelsin?
Adıyaman artık “Büyük bir potansiyelimiz var” cümlesini duymak istemiyor. Bu şehir, yirmi dört yıla yaklaşan AK Parti iktidarı boyunca potansiyel dinlemekten yoruldu. Potansiyel otel faturası ödemez, restoran çalıştırmaz, uçak seferi koymaz, gence iş vermez ve esnafın kepengini açık tutmaz. Potansiyel ancak plan, yatırım, tanıtım, özgürlük, ulaşım ve nitelikli şehir hayatıyla turizm gelirine dönüşür. Adıyaman’a yıllardır hazine sandığının üzerinde oturan ama anahtarını kaybetmiş yoksul muamelesi yapılıyor.
Sayın Bakan’dan bu defa yeni bir “çalışacağız, değerlendireceğiz, planlayacağız” cümlesi değil; tarih, bütçe ve hesap bekliyoruz. Adıyaman Kültür Yolu Festivali’ne hangi yıl alınacak, 2019’da sözü verilen Nemrut raylı sistem projesi hangi aşamada, Perre ne zaman gece müzeciliğine açılacak, yeni müze ne zaman tamamlanacak, Safvan bin Muattal hangi uluslararası inanç turizmi rotasına dahil edilecek ve turistin Adıyaman’daki ortalama kalış süresini üç geceye çıkarmak için hangi somut adımlar atılacak? Yedi yıl önce verilen sözlerin hesabı görülmeden aynı kürsüden yeni vaatler dağıtılması turizm politikası değil, Adıyaman’ın hafızasıyla alay etmektir.
Sayın Bakan, Adıyaman’a hoş geldiniz. Fakat mümkünse bu kez makam aracının camından bakıp geçmeyin. Nemrut’ta fotoğraf çektirdikten sonra hemen başka şehre gitmeyin; bir gece Adıyaman’da kalın, akşam şehir merkezinde yürüyün ve kendinizi Almanya’dan, Japonya’dan ya da Amerika’dan gelmiş bir turistin yerine koyun. Nemrut’tan indiniz, güneş battı ve önünüzde uzun bir akşam var; şimdi bu şehirde ne yapacaksınız?
Bu sorunun cevabını bulaabilirseniz, Adıyaman turizminin neden yıllardır yerinde saydığını da bulmuş olacaksınız. Yok, siz de turistler gibi günübirlik gelip geceyi başka bir şehirde geçirecekseniz, o zaman Adıyaman’ın sorununun çözümü değil, canlı bir özeti olarak tarihe geçeceksiniz.