İsmini “Adıyaman”la süsleyip ruhunu bir yerlere kiralamış dernekler,

Abdurrahman Akçal

08-11-2025 17:18

Kendi şehrinin derdine yanmayan, ama başkalarının hikâyesinde gözyaşı üretmeyi görev sayan bir sivil toplum, bu ülkenin değil, kendi vicdanının bile temsilcisi olamaz Hafız. Çünkü bu şehirde ne zaman uzak bir coğrafyada bir olay yaşansa, birden “duyarlılık” uyanıyor; pankartlar hazırlanıyor, basın açıklamaları yapılıyor, meydanlar doluyor. Bu çok kıymetli ama aynı insanlar, aynı dernekler, aynı platformlar, kendi sokaklarındaki acının yanından bile geçmiyor.
“Organize edilip sahaya sürülen aparatlar….”
Bazı acılara romantik bir hassasiyetle sarılan ama kendi kapı komşusunun sefaletine, açlığına, depresyonuna, borcuna, çaresizliğine sırtını dönen bir sivil toplumdan bahsediyoruz Hafız. “Başka biri” için vicdanı olan, ama “yanı başındaki” için olmayanlardan. Yüzlerce dernek, binlerce üye, onca afiş, onca toplantı… Peki neden hiçbiri Adıyaman’ın sokaklarında yürümüyor? Neden kimse “bu şehirde çocuklar maddeye sürükleniyor”, “bu şehirde gençler işsizliğe gömülüyor”, “bu şehirde insanlar hâlâ konteynerde yaşıyor”, “teslim ettiğiniz evler berbat” demiyor?
Daha da kötüsü ne biliyor musun Hafız? Bazıları bu sessizliğe utanmıyor bile. Kendini “toplumun sesi” sananlar, toplumun çığlığını duymayacak kadar kendi yankılarında kaybolmuş. Kameraya konuşmayı biliyorlar ama komşusuna selam vermeyi unutmuşlar. Basın açıklaması yapabiliyorlar ama bir babanın çaresizliğine susuyorlar. Bir ülke için ağlayabilmek, başka insanların acısını hissedebilmek gibi erdemli duruş sergileyip, kendi mahallesinde büyüyen çocuğun intiharına ilgisiz kalıyorlar.
“Başkan, eski başkan, daha eski başkan, gelecek dönemin başkanı…”
Adıyaman’da rakamlara göre 700 civarında dernek var Hafız. Kâğıt üstünde 700 vicdan, ama gerçekte bir tane bile yüreği sızlayan yok. Her biri bir amaçla kurulmuş: dayanışma, yardım, kültür, insan hakları… Ama sokaklar hâlâ sessiz. Depremin üzerinden 1000 gün geçti; insanlar hâlâ konteynerlerde nefes alıyor, umutları pas tutuyor, gençlerin bakışı duvar kadar boş. Herkes bir şeyin başkanı olmuş ama kimse bir şeyin sorumluluğunu taşımıyor. Dernek çok, vicdan yok.
Sendikalar da farklı değil. Maaş, döner sermaye, ek gösterge, özlük hakkı… Hep aynı cümleler, hep aynı ezberler. Bu şehirde sendika temsilcileri üyelerinin bordrosunu konuşuyor ama kendi kentinin yoksulluğunu konuşmuyor. Oysa sendika dediğin sadece ücret pazarlığı yapmaz; sendika aynı zamanda halkın nefesidir, emekçinin onurudur, memleketin vicdanıdır. Bir şehrin yıkımına susup maaş zammı için bağıran bir sendika, adını unutan bir öğretmen gibidir: var ama anlamını kaybetmiştir.
Bak Hafız, bir sendikanın şehirdeki genç işsizliğine, kadınların çaresizliğine, göçün yarattığı boşluğa, kiraların altında ezilen insanlara dair tek bir sözü yoksa, o sendikanın tabelası da sesi de suskunluğu kadar değersizdir. Artık kimse hesap vermiyor; kimse sormuyor: “Biz sadece maaş için mi bir araya geldik? Biz bu toplumun neresindeyiz?” diye. Oysa örgütlenme bir çıkar ortaklığı değil, insanlık dayanışmasıdır. Ama bu şehirde dayanışma, en ucuz kelimelerden biri haline geldi.
Peki şu soruyu kendimize dürüstçe sormadan bu yazıyı bitirebilir miyiz? Bu STK’ların, sendikaların, platformların derin sessizliği tesadüf mü? Yoksa çoğunun bir siyasi partinin, bir genel merkezin, bir ideolojik odak ya da tarikat/cemaatin uzantısı olması; Adıyaman’ın değil, talimat aldıkları yerin nabzına göre hareket etmeleri mi söz konusu? Adıyaman’da kurulmuş ama Adıyaman’a yabancı duran, bu kentin insanı dert anlatınca yüzünü ekşiten, söz konusu merkezden gelen “gündem” olunca anında hizaya giren yapılardan bahsediyoruz. İsmini “Adıyaman”la süsleyip ruhunu şehir dışında bir yerlere kiralamış dernekler, sendikalar, platformlar… Sormalıyız Hafız: Bunlar gerçekten bu kentin sivil toplum aktörleri mi, yoksa birilerinin emir eri mi?
Eğer bir dernek, bir sendika, bir platform yalnızca belli bir siyasi merkezin diliyle konuşuyorsa ve Adıyaman’ın gerçek sorunlarında ısrarla susuyorsa, o yapı artık sivil toplum değildir; organize edilip sahaya sürülen bir aparattır. Sivil toplum dediğin yerel nefes alır, yerel acıyı duyar, yerel insana hesap verir. Burada tam tersi bir tablo var: Adıyamanlılar tarafından kurulmuş gibi görünen ama Adıyamanlılara sırtını dönen, kendi halkına üstten bakan, bu şehrin feryadını gündem dışı gören yapılar… Bu kadar organize suskunluk, sadece korkaklıkla açıklanamaz; aynı zamanda bağlılık sorunudur. Kime bağlısın? Bu kente mi, o merkeze mi? Bu insanların yarın yüzüne bakmaya mı, yoksa yukarıdan gelecek aferine mi çalışıyorsun?
Gerçek sivil toplum, icazetle değil vicdanla hareket eder. Talimatla yürüyen kitleden aktivist çıkmaz Hafız; emirle susan yapıdan da Adıyaman’a hayır gelmez. Bu şehir, artık şu ayrımı net görmek zorunda: “Bizim adımıza konuşanlar, gerçekten bizim için mi konuşuyor?” Yoksa tabelasında Adıyaman yazıp, hesabını başka yerlerde tutanların peşine takılıp kendi şehrimizin cenazesine mi gidiyoruz? Suskunluklarıyla bu enkazı büyüten herkes, bu sorunun cevabında kendi yerini görecek.
Kim bu şehrin yanında, kim değil; kim bu toprağın evladı, kim bu toprağın üzerinde örgütlenmiş ama ruhu başka yere bağlı, onu gösterecek bir çizgi var. O çizginin bir tarafında emirle susanlar, diğer tarafında taşlanmayı göze alıp “Adıyaman” diyenler duracak. Bu şehir, hangisini seçeceğine artık karar vermek zorunda.
Adıyaman yeniden ayağa kalkacaksa, bunu müteahhitler değil, vicdanını kaybetmemiş insanlar yapacak. Çünkü şehirler betonla değil, kalple kurulur ve biz o kalbi yıkılan binalarımızın enkazında kaybettik. Yine de bir umut var Hafız: Bu şehir, başkaları için bağıran ama kendi insanı için susanların elinde değil; kendi insanı için taşlanmayı göze alanların yüreğinde kurtulacak. Çünkü bazen bir şehir, bir kişinin cesaretiyle yeniden doğar. Belki bir gün birinin sesi, bu suskun şehrin üstüne düşer; tozları kaldırır, kalpleri uyandırır. O gün geldiğinde tabelalar değil, insanlar konuşacak ve Adıyaman, nihayet yeniden insan kokacak. İnsan kokmak, bu önemli Hafız.!
Hafız...
Beni taşlamadan önce aynaya bakıp, kendine şu soruyu sor, kaç defa Adıyaman için yürüdün, kaç kez bir Adıyamanlı için basın açıklaması yaptın, en son ne zaman Adıyamanla dertlendin? Tütün, badem, kapanan tekstil fabrikaları, genç işsizliği, kadına şiddet, uyuşturucu, istihdam, üretim, bürokratik zırvalar...
En son ne zaman, Adıyaman sen koktu Hafız? En son ne zaman insan.?

DİĞER YAZILARI Maskeli hesaplarda ‘Cesaret’: Bir itiraz yazısı 01-01-1970 03:00 Demokrasi Geliyor, Açın Kapıları.. 01-01-1970 03:00 Soru Sormanın Suç, Susmanın Makbul Sayıldığı Adıyaman’da Gazeteci Olmak 01-01-1970 03:00 KESK’ten Anahtar Parti’ye aynı sorun.... 01-01-1970 03:00 Adıyaman’ın Sessiz Kahramanları: Madenciler… 01-01-1970 03:00 Gazeteciyi kolundan tutup atanlar… 01-01-1970 03:00 Okulda Öğretmen, Dışarıda Tüccar: Eğitimde Sessiz Bir Çetenin Anatomisi 01-01-1970 03:00 Anne yetiş, dershaneyi polis bastı.... 01-01-1970 03:00 Adıyaman 1984: Elektronik Kelepçe Çağı 01-01-1970 03:00 Türkiye'nin güvenlik doktrini ve savunma sanayi gerçekleri: Sıradaki olmamak için ne yapıyoruz? 01-01-1970 03:00 Cumhuriyet İlkokulu Cinayeti 01-01-1970 03:00