Caddelerde yürürken dikkatinizi çekmiştir; sağımız solumuz, her köşe başı yeni açılan şık kafelerle doldu. İçerisi tıklım tıklım, boş masa bulmak neredeyse imkânsız. Bu tabloya dışarıdan bakan biri haklı olarak, herkesin kafelerde olmasını yüksek bir refah seviyesinin göstergesi sanabilir. Ancak durum hiç de öyle değil. İlk bakışta bir zenginlik belirtisi gibi duran bu "kafe patlaması", tam aksine ekonomide çarkların doğru dönmediğinin ve yapısal bir sorunun en net göstergesidir. Bir ülkede sanayi, teknoloji üretimi veya tarım gibi gerçek değer yaratan alanlar zorlaştığında, yatırımcı büyük risklere girmek veya bir üretim bandı kurmak yerine giriş maliyeti en düşük, riski en az olan hizmet sektörüne yönelir. Bugün bir atölye veya bir üretim tesisi kurmak yerine kafe açmak, sermayenin üretken alanlar bulamadığı için kolaya kaçmasıdır. İşin bir de istihdam boyutu var. Aslında mesleki eğitime, yeni nesil teknolojilere, endüstri 4.0'a ve üretime yönlendirmemiz gereken pırıl pırıl gençlerimiz var. Ancak üretim sektörleri daraldığında, bu gençler mecburen düşük ücretlerle bu kafelerde çalışmaya başlıyor. Nitelikli iş bulamayan eğitimli gençlerimiz için kafeler hem zorunlu bir çalışma alanı hem de zaman geçirdikleri bir bekleme salonuna dönüşüyor. Oysa o gençlerin ellerinden kahve fincanı değil, teknoloji ve üretim araçları tutmalı. Diğer yandan, ekonomik olarak zorlanan vatandaş için ev almak veya araba değiştirmek gibi büyük harcamalar uzak hayallere dönüşünce, insan psikolojisi kendini iyi hissetmek için bir bardak kahve gibi "küçük ödüllere" sığınıyor. İnsanlar bütçesini sarsmadan dışarıda sosyalleşebileceği, kendine ait birkaç saat satın alıyor. Sokaklarımızın ışıl ışıl kafelerle dolması göze güzel görünebilir ama bir ülkenin gerçek zenginliği kafelerdeki kalabalıktan değil; fabrikalarındaki, atölyelerindeki ve eğitim kurumlarındaki üretimden gelir. Espresso makinelerinin sesi, torna makinelerinin veya teknoloji laboratuvarlarının sesini bastırdığı sürece gerçek bir ekonomik büyümeden söz edemeyiz. Bize tüketirken sosyalleştiğimiz mekanlardan çok, gençlerimizin mesleki becerilerini konuşturup katma değer yarattığı üretim alanları lazım. Unutmayalım ki; kahve içerek uyanık kalabiliriz ama ancak üreterek ayağa kalkabiliriz.