Eskiden mahallede bir üniversite mezunu olduğunda parmakla gösterilirdi. "Okudu, büyük adam oldu, kendini kurtardı" denirdi. Formül basitti: İyi bir üniversite bitir, masabaşı (beyaz yakalı) bir işe gir, düzgün bir maaş al ve huzurla orta sınıf hayatını yaşa.

Ama bugün sokakta kime dokunsanız, o eski formülün artık tutmadığını görüyorsunuz.

Peki ne değişti? Üniversiteli sayısının artması ve yaşanılan teknolojik devrim ve küresel krizlerin etkisi ile “üniversite mezunu" olmak maalesef bir ayrıcalık olmaktan çıktı. Eskinin o çok kıymetli diplomaları, bugün iş görüşmelerinde asgari ücretin biraz üzerine fit olunan birer kâğıt parçasına dönüştü.

Öte yandan, "okumayıp" koluna bir sanat takan, yani o eski meslek liselerinden yetişen ustalarımız bugün beyaz yakalılardan çok daha rahat geçiniyor. Çünkü bugün herkes yönetici olmak istiyor ama sahada işi bizzat yapacak, makineyi tamir edecek, sistemin çarkını döndürecek uzman kalmadı.

Sonuç olarak uzun paragraflarla yazılan bir köşe yazısı ile laf kalabalığı yapmak yerine; Gençlerimize artık sadece "oku" demek yetmiyor. "Okurken bir zanaat edin, bir uygulama becerisi kazan" demek zorundayız. Çünkü yeni dünyada diploma tek başına karın doyurmuyor. Orta sınıf kalabilmek için sadece üniversite sıralarında dirsek çürütmek değil, hayatın pratiğine de dokunmak gerekiyor.

Yoksa elimizde sadece çerçeveletip duvara asacağımız, ama mutfak masasına ekmek koymakta zorlanan şık diplomalar kalacak.