Değerli anne ve babalar... Büyüklerimizin dilinden düşmeyen çok güzel ve çok doğru bir söz vardır: "Sanat, koldaki altın bileziktir." Hepimiz evlatlarımız için en iyisini istiyoruz. Yıllarca dişimizi tırnağımıza taktık; yeri geldi güneşte, yeri geldi tezgâhta ter döktük, yemedik yedirdik, giymedik giydirdik. Saçımızı süpürge ettik ki çocuklarımız okusun, ellerinde dört yıllık bir diplomaları olsun, masa başı temiz bir iş bulup kendilerini kurtarsınlar. Ana baba yüreği haklıdır; evladının yorulmasını, kendisi gibi zahmet çekmesini elbette istemez. Ancak iğneyi biraz da kendimize batıralım; devir değişti ama biz velilerin "çocuğum illa üniversite okusun da ne okursa okusun" sevdası pek değişmedi. Bugün etrafımıza, akrabalarımıza, komşularımıza bir bakalım. Bir yanda ellerinde üniversite diplomasıyla iş arayan, aydan aya evden harçlık beklerken boynu bükülen, kafelerde umutsuzca vakit öldüren gencecik evlatlarımız var. Diğer yanda organize sanayi bölgelerine veya fabrikalara gittiğinizde, işletme sahiplerinin şu feryadını duyuyorsunuz: "ELEMAN BULAMIYORUZ!" İşte tam da bu yüzden, dünyada ve ülkemizde teknik eğitimin önemini, evlatlarımızın geleceği için yeniden düşünmek zorundayız.

O çok imrendiğimiz, pek çoğumuzun gurbetçi akrabasının olduğu Almanya veya "Adamlar ne teknoloji yapıyor" dediğimiz ülkeler nasıl bu kadar zengin oldu sanıyorsunuz? Bütün gençlerini masa başı memur yaparak mı? Elbette hayır. Onlar gençlerini daha lise çağından itibaren mesleki ve teknik eğitime yönlendirerek bu başarıyı yakaladılar. O ülkelerde teknik okula gitmek, meslek öğrenmek "okuyamayan, notu düşük çocuğun kaderi" değildir. Tam tersine, en zeki çocukların, geleceğini kendi elleriyle kurmak isteyenlerin koşa koşa gittiği okullardır. Oralarda bir fabrikanın çarkını döndüren teknisyen, toplumda el üstünde tutulur. Çocuk lisedeyken fabrikada işi öğrenir, parasını kazanır, mezun olunca da asla işsiz kalma korkusu yaşamaz.

Bizim ülkemizde ise yıllarca meslek liselerine, teknik eğitime maalesef şaşı bakıldı. "Çocuğum meslek lisesine gidiyor demesinler, el alem ne der?" diye yanlış bir gurur yaptık. Çocuğumuzun el becerisi, makineye, elektriğe, teknolojiye yatkınlığı varken, biz onu sırf etiket uğruna zorla yeteneği olmayan yollara mecbur ettik. Oysa bugün sanayide işini bilen iyi bir elektrik-elektronik ustası, bir mekatronik teknisyeni, bir bilgisayarlı makine operatörü, masa başında oturan birçok kişiden çok daha kolay iş buluyor ve inanın çok daha iyi paralar kazanıp yuvasını rahatça geçindiriyor. Onlar artık sanayinin ara elemanı değil, patronların mumla aradığı "aranan elemanları" oldular. Bazen velilerimiz "Çocuğum sanayide yağ pas içinde mi kalsın?" diye endişe ediyor. Kıymetli anne babalar, o devir eskide kaldı. Şimdiki ustalar bilgisayarlarla, ekranlı akıllı cihazlarla, robotlarla, güneş enerjisi panelleriyle çalışıyor. Yani el becerisiyle bugünün teknolojisini birleştiriyorlar.

Eğer çocuğunuzun eli bir şeyleri söküp takmaya yatkınsa, alet edevatla uğraşmayı seviyorsa, bilgisayara ve üretime meraklıysa sırf "üniversiteye gitmedi" demesinler diye o çocuğu istemediği, sonu işsizlik olan yollara mecbur etmeyelim. Bırakın teknik eğitim alsın, mesleğin inceliklerini öğrensin. O altın bileziği koluna gerçek manada taksın. Kendi ekmeğini taştan çıkaran, aranan bir teknisyen olsun. Evlatlarımızın yıllarca işsiz kalıp boynu bükük beklemesini istemiyorsak; rızkını kendi emeğiyle, alnının teriyle ama teknolojiyi de kullanarak kazanmasını istiyorsak, teknik eğitim artık "olsa da olur" dediğimiz bir seçenek değil, tam anlamıyla evlatlarımızın geleceği için bir zorunluluktur. Unutmayalım; ülkemizin kalkınması için sadece imza atan ellere değil, makine başındaki usta ellere, üreten zihinlere ihtiyacı var. Gelin, çocuklarımızı duvara asacakları kuru bir diplomayla baş başa bırakmak yerine, dünyanın neresine giderlerse gitsinler aç kalmayacakları bir meslek sahibi yapalım.