Yaz tatilinin ardından zil yeniden çalıyor; öğrenciler, öğretmenler ve veliler için yeni bir eğitim-öğretim yılı başlıyor. Adıyaman açısından bu yılın anlamı ise biraz daha farklı. Çünkü6 Şubat depremlerinin ardından yaşadığımız en büyük sıkıntılardan biri barınma ve okul binalarının yetersizliğiydi. Aradan geçen süreçte kalıcı konutların teslim edilmeye başlanması, yıkılan okulların yerine modern ve güvenli binaların yapılması şehir adına önemli bir rahatlama sağladı. Devlet, fiziki altyapı konusunda üzerine düşeni büyük ölçüde yerine getirdi. Şimdi asıl soru şu: Bu yeni binaların içini nasıl bir eğitim anlayışıyla dolduracağız?
Artık mesele sadece sınıfların duvarları, sıraların yeniliği ya da binaların sağlamlığı değildir. Eğitimde kaliteyi artırmanın ilk şartı, okullarda yeniden çalışma ciddiyetini hâkim kılmaktır.Disiplin derken kastettiğimiz şey baskı ya da korku iklimi değildir. Öğrencinin okula zamanında gelmesi, derse hazırlıklı girmesi, öğretmenini dinlemesi, sorumluluğunu bilmesi ve okul kurallarına uymasıdır. Kuralların net olduğu, emek ve başarının değer gördüğü bir okul ortamı hem öğrenciyi rahatlatır hem de öğretmenin verimini artırır. Başarı tesadüfle değil, düzenli ve kararlı bir eğitim iklimiyle gelir.
Bu düzenin önündeki en büyük engellerden biri de kontrolsüz teknoloji kullanımıdır. Akıllı telefonlar, tabletler ve sosyal medya gençlerin zamanını olduğu kadar dikkatini de tüketiyor. Gece geç saatlere kadar ekrana bakan, dakikalarca kısa videolar arasında dolaşan bir öğrenciden ertesi gün derste tam verim beklemek gerçekçi değildir. Teknoloji elbette çağımızın vazgeçilmezidir; ancak doğru kullanıldığında imkân, yanlış kullanıldığında ciddi bir dikkat dağınıklığıdır. Aileler ve öğretmenler bu konuda ortak tavır almalı; çocuklara yasakçı değil, bilinçli bir kullanım alışkanlığı kazandırmalıdır.
Eğitimin yükünü yalnızca öğretmenin omzuna bırakmak da doğru değildir. Okulda verilen emeğin evde karşılık bulması gerekir. Velilik, çocuğu sabah okula bırakıp akşam almakla sınırlı bir görev değildir. Aile; öğretmenle iletişim kurmalı, veli toplantılarını önemsemeli,çocuğun ders çalışma, uyku ve beslenme düzenini takip etmelidir. Okul ile aile aynı hedefe baktığında öğrencinin başarısı tesadüfe kalmaz; ortak bir emeğin sonucu haline gelir.
Bütün bunları konuşurken gençleri anlamayı da ihmal etmemeliyiz. Bugünün gençleri bilgiye çok hızlı ulaşıyor, dünyayı farklı pencerelerden takip ediyor ve çoğu zaman bizim alışkanlıklarımızla düşünmüyor. Onları sürekli eleştirmek, kendi dönemimizin kalıplarına hapsetmek iletişimi güçlendirmez; tam tersine aradaki mesafeyi büyütür. Yapılması gerekenonları dinlemek, ilgi alanlarını görmek, yeteneklerini fark etmek ve doğru rehberlik yapmaktır. Gençlere baskıdan çok yön, nasihatten çok güven gerekir.
Bu rehberliğin en kritik başlıklarından biri meslek seçimidir. Ne yazık ki toplumumuzda hâlâ herkesin mutlaka üniversite okuması gerektiğine dair güçlü bir kanaat var. Oysa hayatın gerçekleri değişti. Bir yanda iş bulmakta zorlanan çok sayıda üniversite mezunu, diğer yanda sanayide ihtiyaç duyulan teknisyen, makine operatörü ve usta açığı var. Adıyaman’ın yeniden ayağa kalkması, sanayimizin gelişmesi ve ülkemizin üretim gücünün artması için sadece diploma sahibi değil, iş bilen, üreten, sahada karşılığı olan nitelikli gençlere ihtiyacımız var.
Bu nedenle mesleki ve teknik eğitime bakışımızı değiştirmek zorundayız. El becerisi olan, üretime, teknolojiye ve uygulamalı alanlara ilgi duyan çocukların meslek liselerine yönlendirilmesi bir kayıp değil, doğru bir yatırımdır. Bugün piyasada yalnızca “ara eleman”değil, işini iyi bilen “aranan eleman” eksikliği vardır. Teknik liseden mezun olan, elinde geçerli bir mesleği bulunan gençler erken yaşta üretime katılabilir, gelir elde edebilir ve kendi ayakları üzerinde durabilir. Bunun için Organize Sanayi Bölgesindeki fabrikalarla teknik liseler arasında güçlü bir iş birliği kurulmalı; öğrenciler işi yalnızca kitapta değil, sahada da öğrenmelidir.
Elbette eğitim sadece sınav, not ve meslekten ibaret değildir. Bir gencin bedensel, ruhsal ve sosyal gelişimi de en az akademik başarısı kadar önemlidir. Okullarda spor, sanat ve kulüp faaliyetlerine daha fazla alan açılmalıdır. Bir spor dalıyla uğraşan, bir enstrüman çalan, bir hobiyle ilgilenen genç enerjisini doğru yere yönlendirir; özgüven kazanır, kötü alışkanlıklardan uzak durur ve hayatı daha planlı yaşamayı öğrenir.
Kısacası Adıyaman yeni eğitim-öğretim yılına fiziki olarak daha güçlü başlıyor. Ancak gerçek başarı, binaların sağlamlığından çok o binalarda verilen eğitimin niteliğiyle ölçülecek. Disiplinli, planlı, aileyle iş birliği içinde, teknolojiyi doğru kullanan ve gençleri yeteneklerine göre yönlendiren bir eğitim anlayışı kurabilirsek, bu yıl yalnızca yeni bir dönem değil, aynı zamanda güçlü bir başlangıç olabilir.
Yeni eğitim-öğretim yılının öğrencilerimize, öğretmenlerimize, velilerimize ve Adıyaman’ımıza hayırlı olmasını diliyorum. Dileğimiz; sadece okulların açıldığı değil, umudun, emeğin ve başarının da yeniden güç kazandığı bir yıl yaşamaktır.