Çok değil, 6 Şubat 2023’ten önce Adıyaman’ı tanımlamak için kullanılan en yaygın ve en haklı sıfat neydi diye sorsalar, sanırım hepimiz tek bir ağızdan aynı cevabı verirdik: “Huzurun Başkenti.”
Farklı inançların, kültürlerin ve kökenlerin bir arada, sessiz ama derin bir saygı içinde yaşadığı; asayiş olaylarının ülke ortalamasının çok altında seyrettiği, komşuluğun ve toplumsal dayanışmanın bir şehir efsanesi değil, gündelik hayatın ta kendisi olduğu bir şehirdi Adıyaman.
Ancak 6 Şubat depremleri, sadece binaları, caddeleri ve o çok sevdiğimiz tarihi dokuyu yerle bir etmedi. O korkunç sarsıntı, şehrin görünmez taşıyıcı kolonlarını; yani toplumsal psikolojiyi, tahammül sınırlarını ve o meşhur "huzur" iklimini de yıktı geçti. Son zamanlarda Adıyaman sokaklarından yansıyan haberlere baktığımızda, artan şiddet olaylarının, silahlı kavgaların ve incir çekirdeğini doldurmayacak meselelerden çıkan büyük çatışmaların endişe verici boyutlara ulaştığını görüyoruz.
Peki, ne oldu da "huzurun başkenti", bir "şiddet sarmalının" içine çekilmeye başlandı? Ve daha da önemlisi, bu gidişata nasıl dur diyeceğiz?
Deprem gibi devasa travmaların ardından toplumlarda şiddet eğiliminin artması sosyolojik bir gerçektir. İnsanlar evlerini, sevdiklerini, işlerini ve en önemlisi "geleceğe dair öngörülebilirliklerini" kaybettiler. Konteyner kentlerin getirdiği dar alan stresi, ekonomik belirsizlikler, mülkiyet anlaşmazlıkları ve henüz tam anlamıyla iyileştirilememiş olan travma sonrası stres bozukluğu, toplumun sinir uçlarını açıkta bıraktı. Eskiden bir tebessümle çözülecek tartışmalar, bugün maalesef namluların gölgesinde bitiyor.
İşte tam bu noktada, ilin yönetici aklının reflekslerini masaya yatırmamız gerekiyor.
Yerel yönetimler ve mülki amirler, haklı olarak ve mecburen kentin "fiziksel" inşasına odaklanmış durumdalar. Altyapı, enkaz kaldırma, yeni konutların inşası ve ihaleler, yönetici aklın mesaisinin neredeyse tamamını alıyor. Ancak gözden kaçan devasa bir tehlike var: Sosyolojik enkaz.
Yönetici aklın şiddet olaylarına karşı mevcut refleksi genellikle tepkisel kalıyor. Yani olay çıkıyor, kolluk kuvvetleri müdahale ediyor, adli süreç başlıyor. Oysa bir şehrin huzuru sadece polis ve jandarma sayısını artırarak, devriyeleri sıklaştırarak veya asayiş operasyonlarıyla sağlanamaz. Güvenlikçi politikalar sonuçla ilgilenir; yönetici akıl ise sebeple ilgilenmek zorundadır.
Adıyaman’ı yeniden o eski huzurlu günlerine döndürmek için beton mikserlerinin sesine, psikologların, sosyologların ve kanaat önderlerinin sesinin de eklenmesi şart. Şehrin artan şiddet olaylarını çözmek için şu adımların ivedilikle atılması gerekiyor:
Geniş Çaplı Psikososyal Seferberlik: Şehrin dört bir yanına, özellikle deprem konutlarının yapıldığı mahallelere "Psikolojik İlkyardım ve Rehabilitasyon" merkezleri kurulmalı. İnsanların öfkelerini, çaresizliklerini ve travmalarını kusabilecekleri, profesyonel destek alabilecekleri alanlar yaratılmalı.
Toplumsal Arabuluculuk Sistemleri: Mahalle kültürünün zedelendiği bu dönemde, muhtarlar, din adamları, öğretmenler ve saygın esnafların içinde bulunduğu "Mahalle Arabuluculuk Komiteleri" oluşturulmalı. Ufak anlaşmazlıklar (özellikle alacak verecek ve sınır meseleleri) adliyeye veya sokağa düşmeden, bu kanaat önderleri aracılığıyla çözülebilmeli.
Gençlik Politikaları: Şiddetin en büyük tetikleyicilerinden biri işsizlik ve boşluk hissidir. Gençleri sokaktan ve belirsizlikten kurtaracak meslek edindirme kursları, spor kompleksleri (prefabrik dahi olsa) ve sosyal etkileşim alanları hızla inşa edilmeli.
Şeffaf İletişim ve Adalet Duygusu: Toplumda "adaletsizlik" veya "kayırmacılık" algısı (TYP veya konut kuraları süreçlerinde) öfkeyi besler. İlin yönetici aklı, karar alma süreçlerinde maksimum şeffaflık sağlayarak devlete ve sisteme olan güveni tazetutmalıdır.
Kültürel Hafızanın Canlandırılması: Adıyamanlılara kim oldukları yeniden hatırlatılmalı. Sanat, kültür ve dayanışma etkinlikleri ile o eski "Huzurun Başkenti" ruhu yeniden canlandırılmalıdır.
Ekonomi: İlin siyasi karar alıcıları dışarıdan Adıyaman’a yatırımcı çekmek için iş STK’ları ile zirveler düzenleyerek Merkezi Hükümetin yatırımcıya pozitif ayrımcılığı sağlayacak açılımlara öncülük etmelidir. Ekonomik problem sosyal yapıların bozulmasını hızlandıran katalizör görevi görmesine neden olmaktadır.
Bir şehri yeniden kurmak, sadece TOKİ binalarını dikmek ve asfalt dökmek değildir. Asıl inşa, o binaların içinde yaşayacak insanların birbirlerine olan tahammülünü, saygısını ve sevgisini yeniden inşa etmektir.
Adıyaman’ın yönetici aklı, güvenlik bürokrasisinin dışına çıkıp, kenti sosyolojik bir vizyonla kucaklamak zorundadır. Aksi takdirde, dünyanın en sağlam ve lüks deprem konutlarını da yapsak, sokağında güvenle yürünemeyen, komşunun komşuya selam vermediği, her an bir kavganın patlak vereceği "beton yığınları" inşa etmiş oluruz.
Adıyaman, o asil ve dingin ruhunu geri istiyor. Enkazı kaldırdık; şimdi sıra o güzelim insanlık hamurunu yeniden karmakta.