Okulda Öğretmen, Dışarıda Tüccar: Eğitimde Sessiz Bir Çetenin Anatomisi

Abdurrahman Akçal

07-11-2025 08:33

Hafız...
Dün, Adıyaman’da kurs ve dershanelere yönelik yapılan polis destekli denetimleri konuşmuştuk. O denetimlerin niyetinin doğru, ama yönteminin yanlış olduğunu söylemiştik.
Bugün madalyonun diğer yüzüne bakalım.
Çünkü bu hikâyede yalnızca denetlenenler değil, denetlenmesi gerekenler de var.
Adıyaman’da, herkesin adını bildiği birkaç “namlı” okulda, öğretmenlik mesleğinin şerefini ayaklar altına alan küçük ama etkili bir grup dolaşıyor. Bunlar öyle bir örgütlenme içinde ki, neredeyse çete düzeninde çalışıyorlar:
Okulu tarlaya, öğrenciyi mahsule, veliyi ise bu mahsulün para karşılığı satıldığı pazara dönüştürmüşler.
Kâğıt üstünde öğretmen, pratikte tüccar.
Sınıfta ders anlatır gibi görünürken, aslında kendi özel kurslarının reklamını yapıyorlar.
Notla tehdit, başarı vaadiyle yönlendirme, sınav sorularını sızdırma…
Kısacası, eğitimi değil, öğrencinin güvenini pazarlıyorlar.
Senaryoyu gözünde canlandır Hafız...
Bir veliye “Çocuğun çok zeki ama biraz destek lazım” diyorlar.
Sonra fısıltıyla ekliyorlar: “Bizim kursa gelirsen notları da yükselir.”
O kurslar gayriresmî, vergisiz, kontrolsüz…
Birkaç “arkadaş öğretmen” bir araya gelip öğrencileri okuldan kursa yönlendiriyor, kursa gelenlerin okul sınavlarında notlarını yüksek tutuyor, gelmeyenlerin moralini sistemli biçimde kırıyor.
Sonuçta, dershaneye gitmeyen öğrenci kendini başarısız sanıyor; kursa giden de adil olmayan bir avantaj kazanıyor ve bu döngü, yıllardır sessizce işliyor.
20 Milyon Liralık Sessizlik
Basit bir hesapla düşünelim:
Her bir öğrenci için yıllık 100 bin lira ücret alındığını varsayalım.
Bu sözde öğretmenler yalnızca 200 öğrenci devşirse, ortaya çıkan kayıt dışı para 20 milyon TL.
Bu rakam sadece etik bir utanç değil, aynı zamanda vergiden kaçırılmış bir ekonomik suçun da boyutunu gösteriyor.
Bu arada yasal kurs ve dershane sahipleri —vergisini ödeyen, eğitmeni sigortalayan, tabela vergisinden reklam harcamasına kadar her kalemde devlete yükümlülüğünü yerine getiren işletmeler— bu sistemin sessiz mağdurları.
Onların emeği, bu gayrimeşru düzenin içinde sistemin dışında bırakılıyor.
Devletin Görevi: Usulsüzlüğü Usulünce Bitirmek
Bu tablo, elbette tüm öğretmenleri töhmet altında bırakmamalı.
Bu ülkenin eğitim yükünü omuzlayan, tüm imkânsızlıklara rağmen sınıfında mucize yaratan binlerce fedakâr öğretmen var.
Ama tam da bu yüzden, o onurlu meslektaşların itibarını korumak için, bu ahlaki ve yasal sapmayı durdurmak şart.
Çözüm, dün olduğu gibi baskınla değil; usulünce denetimle, sistemli kontrolle olmalı.
Milli Eğitim Müdürlüğü çok basit bir yöntemle işe başlayabilir:
Okullarda sınav notları yüksek ama merkezi sınavlarda başarı oranı anormal derecede düşük öğrencileri tespit etmek.
Bu veriler, okul içinde kimin eğitim, kimin ticaret yaptığına ışık tutacaktır.
Ayrıca, veli ve öğrencilerin de sessiz kalmaması gerekiyor.
Not baskısı, ahlaksız yönlendirme, gizli kurs bağlantısı gibi durumlar doğrudan okul müdürlerine ve il milli eğitim müdürlüklerine bildirilmelidir. Sessizlik, bu tür çetelerin oksijenidir.
Kendine “öğretmen” deyip müteahhitlik yapan, emlakçılığa soyunan, toptancılığa giren, enerji ve vicdanını okul dışında harcayan nice insan var artık.
Ama en tehlikelisi, okulda öğretmen görünüp çocukları kendi kazancına müşteri yapanlardır.
Çünkü onlar sadece bir mesleği değil, geleceği kirletiyorlar.
Biz onlardan artık büyük laflar duymak istemiyoruz.
Kurslarda “öğrencilerim uçuyor” diyen bu kişilerin, devlet okulundaki öğrencilerine de aynı emeği, aynı disiplini, aynı ilgiyi göstermesini, oradaki ögrencileri de uçurmalarını bekliyoruz. Bir öğrenciye verilen emeğin yeri, parayla ölçülmemelidir.
Bu ülkede “öğretmenlik” bir meslekten fazlasıdır. Bir karakter, bir toplumsal omurga, bir vicdan işidir. O vicdanı kirleten, kendi öğrencisini bile aldatacak kadar gözü dönmüş olanlar, artık aramızdan ayıklanmalıdır.
Milli Eğitim camiası, bu tabloyu görmezden gelemez. Okul müdürleri, öğretmenler odasındaki sessizliği bozmalı; dershaneler ve kurslar arasındaki haksız rekabet son bulmalıdır.
Yasal olan, hakkını almalı; gayri yasal olan, hesap vermelidir.
Çünkü eğitimde adaleti sağlayamazsak, ne sınav sistemini düzeltebiliriz, ne de ülkenin geleceğini.
Ve artık, herkesin bildiği ama kimsenin söylemeye cesaret edemediği o gerçeği haykırma zamanı geldi:
“Öğretmen görünümlü tüccarlara, çocuklarımızın vicdanında yer yok.”
#akçal

 

DİĞER YAZILARI Maskeli hesaplarda ‘Cesaret’: Bir itiraz yazısı 01-01-1970 03:00 Demokrasi Geliyor, Açın Kapıları.. 01-01-1970 03:00 Soru Sormanın Suç, Susmanın Makbul Sayıldığı Adıyaman’da Gazeteci Olmak 01-01-1970 03:00 KESK’ten Anahtar Parti’ye aynı sorun.... 01-01-1970 03:00 Adıyaman’ın Sessiz Kahramanları: Madenciler… 01-01-1970 03:00 Gazeteciyi kolundan tutup atanlar… 01-01-1970 03:00 İsmini “Adıyaman”la süsleyip ruhunu bir yerlere kiralamış dernekler, 01-01-1970 03:00 Anne yetiş, dershaneyi polis bastı.... 01-01-1970 03:00 Adıyaman 1984: Elektronik Kelepçe Çağı 01-01-1970 03:00 Türkiye'nin güvenlik doktrini ve savunma sanayi gerçekleri: Sıradaki olmamak için ne yapıyoruz? 01-01-1970 03:00 Cumhuriyet İlkokulu Cinayeti 01-01-1970 03:00