Asıl mesele demokrasi değil siyasi yapı ve sistemleridir.
Mesele millet sevdası değil, koltuk kavgası!!!
Siyasi partilerimiz kurumsallaşamıyor şirket yönetilir gibi yönetiliyor tamda mesele burda çıkıyor.
Siyasi partiler liderler ile değil kurumsallaşma ile yol almalıdır. Buda birlikte hareket etme ile sağlanır.
Şimdi bu yazdıklarımı okuyup anlamayacak dostlarım belki birgün beni anlarsınız.
Türkiye’de siyaset artık fikir üretme zemini olmaktan çıkıp koltuk savaşlarının arenasına dönüşmüş durumda. Halk geçim derdindeyken, gençler gelecek kaygısıyla boğuşurken, şehirler yatırım ve kalkınma beklerken; siyasi partiler hala kendi iç hesaplaşmalarından çıkamıyor. Birileri millet vekillikleri belediye başkanlıkları sağlam da kalsın diy mücadele ederken birileri de sahanın kendilerine yeni yer açması için güç mücadelesi veriyor vatandaşı düşünen mi, vatandaşı düşünen olduğunu hiç sanmıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi içinde bugün yaşanan tartışmalar da aslında buzdağının görünen kısmıdır. Çünkü mesele yalnızca CHP meselesi değildir. Türkiye’deki siyasi yapıların büyük bölümü aynı hastalıktan muzdariptir: Kurumsallaşamamak.
Bizde partiler maalesef fikirle değil isimle ayakta duruyor. Bir kişi güç kaybedince parti sallanıyor, bir isim öne çıkınca herkes saf değiştiriyor. Dün omuz omuza yürüyenler, bugün birbirlerine ağza alınmayacak laflar söylüyor.
Çünkü ortada güçlü bir kurum kültürü değil, kişilere bağlı zayıf bir siyasi düzen var.
Sonra da çıkıp buna “demokrasi krizi” deniliyor. Hayır… Bu bir demokrasi krizi değil. Bu açık şekilde bir kurumsallaşma krizidir.
Gerçek demokrasilerde kişiler gelip geçer ama kurumlar ayakta kalır. Sistem işler. Kurallar işler. Kimse partiyi kendi şahsi mülkü gibi görmez. Ancak Türkiye’de birçok siyasi yapı adeta bir şirket mantığıyla yönetiliyor. Lider değişince yön değişiyor, ekip değişince dava değişiyor, çıkar çatışması başlayınca ilkeler bir anda unutuluyor.
Toplum artık bu kısır döngüden bıkmış durumda. İnsanlar televizyon ekranlarında sürekli birbirine laf yetiştiren siyasetçiler görmek istemiyor. Vatandaş çözüm bekliyor. Ekonomi konuşulsun istiyor. İşsizlik konuşulsun istiyor. Deprem bölgelerinin geleceği konuşulsun istiyor. Ama siyaset hala kendi iç savaşlarıyla meşgul.
Geçmişdede durum böyle idi. Sancılı ama hep yorulan yıpranan millet oldu.
Hatırlayalım Ak partinin kurulup büyümesini, neler yaşandı neler çekildi az sancılı geçmedi az vadiler atlatılmadı.
Geçmişte Erbakan hocaya neler yapıldı.
Ak parti kurulduğunda çektiği sıkıntıları dün gibi hatırlamaktayım. Evet İnsnalar bu yaşananlara tepki gösterdi ortada bir haksızlık vardı baskı vardı.
Evet şimdi yapılması gereken din, dil, ırk, taraf, fikir ve ayrılık düşüncelerinin hepsine yani 86 milyonu, tüm Türkiye’yi kapsayan geniş bir kadroyla tek derdi ve kurtuluş amacı ülkesini ve milletini belli bir noktaya getirecek geniş bir kadroya ihtiyaç var böyle bir siyasi düşünce ve böyle bir partiye ihtiyaç var.
Partiler yalnızca kendi kadrolarını değil 86 milyonun ihtiyacını karşılayacak kadrolarla oluşturulmalı.
Bunu yapan halkın gönlünü alır ve kazanır aslında kazanmak da pek önemli değildir asıl mesele vatandaşın mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşayabilmesidir.
Kendi hırs ve ihtiraslarınızdan artık vaz geçerek vatandaşın refahı için çalışmaya ne dersiniz evet bu cümleyi herkes için kuruyorum lütfen artık bizleri düşünün.
Daha acı olan ise şudur: Türkiye’de partilerin çoğu seçim kazanmayı ülke yönetmekten daha önemli görüyor. Oysa mesele sadece sandık değildir. Asıl mesele; devlet ciddiyeti taşıyan, hesap verebilen, liyakatli ve kurumsal yapılar oluşturabilmektir.
Bugün yaşanan tartışmalar bize bir gerçeği yeniden göstermektedir:
Kişilere bağlı siyaset büyümez, yalnızca gürültü üretir.
Kurumlar ne kadar kurumsallaşırsa o kadar güçlenir ve kurumu yöneten liderin de gücü ve etkisi ona göre artar, güçlenir.
Her zaman soyledigim gibi en büyük siyasi sorunumuz nedir biliyorsunuz artık siyaset sistemidir ve bu sistemin bir an önce değişmesi gerekmektedir.