Hayatta bazı hatalar vardır; iyi niyetle başlar ama bedeli çok ağır olur. En tehlikelisi de, sınırlarını kaybettiğin anda fark ettiğin hatalardır. Özellikle “iyilik” kisvesi altında yapılanlar…
Bu yazı, başkasını kurtarmaya çalışırken kendini kaybedenlerin, rehabilite etmeye çalıştığı hayatlarda sessizce tükenenlerin hikâyesidir.
Hayatta yaptığımız en büyük anlışlaranbiri akıl sağlığı yerinde olmayan birine srfinde bir Cevher gördük die hayatımıza alıp rehabilite etmeye çalışmamızdır. Düştüğümüz en büyük hata kendimizi bir kurtarıcı gibi görmekle  bütün hayatımızı onun daha iyi olması için harcayıp bütün problemlerini çözmeye çalışıp  yolun sonunda verebileceğimiz bir şey kalmadığında ve bu hasta insan tarafından her şeyimiz alınıp o da sağlığına kavuştuğunda direkt olarak sorgusuz bir şekilde terk edilmemizdir iyilik iyidir ancak dünya bunu anlayabilen dolandırıcılarla dolu olduğu için paramızdan daha kıymetli olan hayat enerjimizi alınması onun için çok da çekici gelir. Terapi dediğimiz şey ücreti ödenmediğinde  hiçbir fayda sağlamaz çünkü vermeden alınan tek yer annemizi kollarıdır.  karşılığında sevgi şefkat vefa olmadan verdiğimiz bütün destekler kesinlikle nankörlükle sonuçlanır dünyanın dengesini bozmayın kimsenin kölesi olmayın artık boynuz sıkışmaya başlıyorsa zincir başınızdan geçirilmiş demektir ve yapmanız gereken tek şey o zinciri onların başlarına çalıp sizsiz bir hayatta keyifle boğulmalarını izlemektir.
Bu satırlar sert gelebilir. Ama sert olan gerçeklerdir, kelimeler değil.
İyilik, sınırı yoksa fedakârlık olmaktan çıkar; sömürüye dönüşür. Herkes kurtarılmayı hak etmez, daha doğrusu herkes sizin tarafınızdan kurtarılmak zorunda değildir. Çünkü terapi profesyonel bir iştir, sevgiyle amatörce yapılmaz. Hayat enerjisi paradan kıymetlidir ve geri kazanılamaz.
Bu yüzden bazen en doğru hamle, elini çekmektir. Zinciri fark ettiğin anda…
Kurtarıcı rolünden çıkmak, vicdansızlık değil; kendine karşı adalettir.
Unutmayın:
Dünyanın dengesini bozanlar kötü insanlar değil, sınırsız iyi olmaya çalışanlardır.