Bir arkadaşımın anlattığına göre Geçtiğimiz günlerde aracı ile trafikte seyir halindeyken, görevli trafik ekipleri tarafından durdurulmuş. 
Sebep: Cam filmleri imiş. Geçtiğimiz yıllarda bir serbest bir yasak denilmesinden dolayı ön cam filmi yasak zannettiği için diğer camlara film taktırmış. 
Ancak en ufak film bile cezaya tabi imiş. Uygulamada bunu öğrenmiş. Buraya kadar herşey normal diyelim. 
Buradan sonrasını onun ağzından dinleyelim. 
Kanun açıktı, yönetmelik netti. Usule uygun bir şekilde ceza kesildi. Cezamı ödedim, hemen ardından cam filmlerini söktürdüm. Kanuna uymak her vatandaşın olduğu gibi benim de görevimdi. Ancak içimde bir burukluk vardı. Bir eksiklik, bir çelişki…
Ceza sonrasında, aracın “MEN” işleminin kaldırılması için emniyete gittim. Aracımın yasak kapsamına giren aksesuarından dolayı işlemler tamamlanacak, böylece yola devam edecektim. Ancak emniyet müdürlüğü otoparkına adım attığımda gördüklerim, içimdeki bu burukluğu daha da derinleştirdi. Emniyet teşkilatında görevli birçok memurun şahsi araçlarında cam filmleri hâlâ duruyordu. Hem de benim aracımda bulunanla aynı düzeyde, hatta bazıları daha koyu…
Sadece bu da değil. Aynı şekilde, birçok kolluk görevlisinin veya kamuya ait araçların kırmızı ışık ihlali yaptığına, emniyet şeridini keyfi kullandığına ve trafik kurallarına uymadığına da defalarca tanık olduk. Siren çalmadan geçen resmi araçlar, sivil plakalı kamu araçları… Kuralların toplum düzeni için var olduğunu söyleyenlerin bu kuralları esnetmesi, kamu vicdanında büyük bir yara açıyor.
İşte orada, sadece bir cam filminden ibaret olmayan, çok daha derin bir problemi gözlerimle gördüm: Adaletin herkes için aynı işlememesi.
Kanunlar yalnızca sıradan vatandaş için mi geçerli? Devletin güvenlik birimlerinde görevli bir kişi, kişisel aracında yasal olmayan bir uygulamayı sürdürebiliyor, vatandaş bu kurallara nasıl inanacak? Toplumu düzen içinde tutmakla görevli olanlar, kurallara önce kendileri uymadığında, sistemin meşruiyeti zedelenmez mi?
Biz bu ülkede hep şunu öğrendik: Devletin görevi yalnızca kural koymak değil, aynı zamanda bu kurallara kendisinin de sadık kalmasıdır. Polis, öğretmen, doktor, asker, bürokrat… Her biri, vatandaşa örnek olmakla mükelleftir. Çünkü güvenin olduğu yerde sistem işler, güvenin bittiği yerde ise hiçbir kanun toplumu tutamaz.
Ben cezama razıyım. Çünkü kanun varsa, uyulmalı. Ama o kanunun adil işlemesi için öncelikle kural koyanların ve uygulayanların bu kurallara uyması gerekir. Sadece vatandaşa ceza keserek değil, kendimize de ayna tutarak adalet sağlanır.
Bu ülkenin geleceğini, eşitlik ilkesine olan bağlılık şekillendirecek. Eğer bir gün devlet kurumları, “önce biz uyarız” diyebilecek olgunlukta olursa, işte o zaman cam filmi gibi meseleler, toplumsal kırılmaların değil, geçici birer detayın konusu olur.
Cam filmi mi? Söktüm gitti.
Ama içimdeki adalet duygusundaki bu kararma… İşte o hala silinmedi. 
Kanunlar yalnızca sıradan vatandaşlar için mi geçerli bunu öğrenmek istiyoruz.