Adıyaman’da eskimeyen bir yönetim hastalığı vardır. Muhalefetteyken adalet istenir, yönetime gelince kapının kilidi değiştirilir. Adayken şeffaflık savunulur, koltuğa oturunca gizlilik keşfedilir. Dün, “Bize üye listesini vermediler” diye yakınanlar, bugün aynı listeyi isteyen rakiplerine hukuk profesörü ciddiyetiyle, “KVKK var kardeşim” demeye başlar.
Adıyaman Ticaret ve Sanayi Odası mevcut yönetimdeki isimlerle aramın iyi olduğunu bilmeyen yoktur. Sadece aramız iyi ifadesi eksik kalır, çalışmalarını başarılı buluyor ve takdir ediyorum. ATSO’da yakında sandık kurulacak. Meslek komiteleri seçilecek, meclis şekillenecek, ardından başkanlık koltuğuna kimin oturacağı belli olacak. Adıyaman iş dünyasının karşısına yine hizmet vaatleriyle, birlik nutuklarıyla, ortak akıl cümleleriyle ve şehri kurtarma iddiasıyla parlatılmış vaatlerle çıkılacak. Fakat seçimin kaderine sandıktan önce müdahale etmeye çalışan görünmez bir kuvvetin şimdiden ortalıkta dolaştığı iddiaları kulisleri çalkalıyor: Excel dosyaları, listeler…
İçinde oda üyelerinin isimleri, firma bilgileri, işyeri adresleri, telefon numaraları, e-posta adresleri, hatta T.C. kimlik numaraları bulunduğu ileri sürülen listeler bir masadan diğerine, bir telefondan başka bir bilgisayara taşınıyor. Üstelik bu listeler yalnızca okunmuyor; isimlerin yanına “Arandı”, “Tamam”, “Düşünüyor”, “Bize oy vermez”, “Karşı tarafa yakın” gibi notlar düşülüyor. Sanki ortada ticaret odası seçimi değil, kasaba halkını fişleyen gizli bir istihbarat faaliyeti var. Üye, seçmen olmaktan çıkarılıp bir Excel hücresine, bir renge, bir işarete dönüştürülüyor.
KVKK denilen kanun da nedense yalnızca rakip aday kapıyı çaldığında hatırlanır. Mevcut yönetimin telefonunda liste varsa mesele yoktur, yönetim kurulu üyeleri oda üyelerini tek tek arıyorsa mesele yoktur, isimlerin yanına “bizden”, “karşıdan”, “kararsız” diye not düşülüyorsa yine mesele yoktur. Fakat başka biri adaylığını açıklayıp üyelerle iletişim kurmak isteyince kişisel verilerin kutsallığı birdenbire keşfedilir, kapılar kapanır, hukuk kitapları raftan indirilir ve o meşhur cümle kurulur: “Veremeyiz, KVKK’ya aykırı.”
İnsan sormadan edemiyor: Telefon numarası mevcut yönetimin elinde dolaşınca kişisel veri olmaktan çıkıyor da rakip aday isteyince yeniden mi kişisel veri hâline geliyor? Bu nasıl bir hukuk anlayışıdır ki verinin niteliği, onu isteyen kişinin hangi listeden aday olduğuna göre değişiyor?
Elbette kişisel veriler korunmalıdır. Hiç kimsenin T.C. kimlik numarası, özel telefonu ya da e-posta adresi seçim ekiplerinin arasında oyuncak edilmemelidir. Fakat üye listesi ile üyenin mahremiyeti de birbirine karıştırılmamalıdır. 5174 sayılı Kanun, oda seçimlerinde seçme ve seçilme hakkına sahip üyeleri gösteren listelerin hazırlanmasını, seçim kuruluna sunulmasını ve onaylanan listelerin ilan edilmesini öngörüyor. Yani seçim listesi, mevcut yönetimin özel mülkü değildir. “Hiçbir liste verilemez” sözü hukuken pek sağlam bir kale değildir.
Ancak bu durum, odanın veri tabanındaki her bilginin adaylara saçılıp savrulabileceği anlamına da gelmez. Üyenin adı, firması, oda sicil numarası, meslek grubu ve seçmenlik durumu başka şeydir; kişisel telefonu, özel e-postası ve T.C. kimlik numarasının kampanya ekiplerinin elinde dolaşması başka şeydir. T.C. kimlik numarası seçim kurulunun kimlik denetimi için gerekli olabilir, fakat adayın seçim çalışması için gerekli değildir. Telefon numarası üyeye ulaşmayı kolaylaştırabilir ama kolaylık, tek başına hukuka uygunluk anlamına gelmez. Oda bu bilgileri kurumsal hizmetlerini yürütmek için toplamıştır; yönetimdekiler yeniden seçilsin, rakipler geride kalsın diye değil.
Meselenin en çirkin tarafı ise yalnızca mahremiyet değil, eşitsizliktir. Mevcut yönetim kurumun elindeki bilgilerle binlerce üyeye ulaşırken rakip adaylara “KVKK” denilerek kapı kapatılıyorsa burada yalnızca veri tartışması yoktur. Burada oda imkânlarının mevcut yönetimin seçim bürosuna çevrilmesi vardır.
Bir aday binlerce üyeye tek tuşla ulaşırken diğeri sokak sokak firma tabelası arıyorsa bunun adı adil seçim değildir. Bir futbol maçında takımlardan birine sahanın tamamını, diğerine ceza sahasının yarısını verip sonra da “Kurallar herkese eşit” diyemezsiniz. Ya bu listeler seçim çalışmasının meşru bir aracıdır ve bütün adaylara eşit, sınırlı ve denetlenebilir biçimde kullandırılır ya da kişisel veridir ve mevcut yönetim dâhil hiç kimse tarafından seçim propagandasında kullanılamaz. “Bana serbest, rakibime yasak” diye üçüncü bir hukuk kuralı yoktur.
Yönetimde olmak, kurumsal verileri şahsi seçim çalışmasında kullanma hakkı vermez. Yetki, odanın işlerini yürütmek içindir; koltuğu korumak için değil. İsimlerin yanına “Bize oy verir”, “Kararsız”, “Karşı tarafa geçti” gibi notlar düşülüyorsa mesele iletişim kurmanın ötesine geçmiş demektir. Ortaya basit bir telefon rehberi değil, üyelerin muhtemel oy davranışlarını sınıflandıran bir profil dosyası çıkmıştır.
Bugün “Bize oy vermez” diye işaretlenen bir üyenin yarın odadaki işi için kapıya geldiğinde nasıl karşılanacağı da ayrıca sorulmalıdır. Odanın hizmetleri “bizden” ve “karşıdan” diye mi dağıtılacaktır? Aidat borcu olan iki üyeden biri yönetime yakın, diğeri rakibe yakınsa ikisine aynı gözle mi bakılacaktır? Kişisel verilerin korunması yalnızca telefon numarasının gizliliği değildir. Üyenin, odaya verdiği bilginin yarın kendisine karşı bir sicile dönüşmeyeceğinden emin olmasıdır.
Aslında çözüm zor değildir. Yeter ki amaç rakibi engellemek değil, adil bir seçim yapmak olsun. Seçim kurulunca onaylanan üye listesi bütün adaylara aynı tarihte, aynı biçimde ve aynı kapsamda verilmelidir. T.C. kimlik numaraları maskelenmeli, kişisel telefon ve e-posta bilgileri üyelerin açık tercihi olmadan paylaşılmamalıdır. Adayların üyelerle iletişim kurması gerekiyorsa oda tarafsız bir sistem oluşturabilir. Her adayın mesajı, aynı sayı ve aynı takvimle oda üzerinden üyelere iletilebilir. Böylece aday üyeye ulaşır, üyenin telefonu seçim ekiplerinin cebine düşmez.
Üye açıkça izin verirse iletişim bilgisi bütün adaylarla eşit biçimde paylaşılır, izin vermezse korunur. Veriye kimlerin eriştiği kayıt altına alınır, seçim bitince kopyalar silinir ve en önemlisi bu kurallar mevcut yönetime de uygulanır. Yani çözüm vardır; olmayan şey, çözüm bulma iradesidir.
ATSO, mevcut başkanın, yönetim kurulunun veya herhangi bir seçim grubunun şahsi şirketi değildir. Üye bilgileri de yöneticilerin babadan kalma mirası değildir. O telefon numaraları yöneticiler yeniden seçilsin diye toplanmadı, o adresler kapı kapı oy hesabı yapılsın diye kaydedilmedi. Odanın veri tabanına erişmek, üyelerin iradesine hükmetme hakkı vermez.
Bu nedenle ATSO seçimleri öncesinde açık bir karar verilmelidir. Üye listeleri seçim çalışmasının parçası olacaksa bütün adaylara eşit biçimde kullandırılmalıdır. Kişisel iletişim bilgileri paylaşılamayacaksa mevcut yönetim de bunları seçim kampanyasında kullanmamalıdır. İsimlerin yanına “bizden”, “karşıdan”, “kararsız” diye notlar düşülüyorsa bu fişleme düzenine son verilmelidir.
Demokrasi yalnızca sandığın kurulması değildir; sandığa giden yolların da herkese eşit olmasıdır. Yoksa adı seçim olur, kendisi saltanat… Duvarında “Adıyaman Ticaret ve Sanayi Odası” yazar, içeride ise birkaç kişinin elinde dolaşan telefon rehberi üzerinden iktidar devşirilir.
KVKK, rakibi kapıdan çevirmek için kullanılan bir sopa değildir. Ya herkese uygulanır ya da kimse çıkıp hukuktan, şeffaflıktan ve adil seçimden söz etmesin.