Bugün etrafımıza baktığımızda dünyanın ne kadar hızlı değiştiğini hepimiz açıkça görüyoruz. Çocuklarımızın elinde akıllı telefonlar, evlerimizde yapay zekâ sohbetleri ve her gün televizyonlarda ya da internette karşımıza çıkan baş döndürücü yenilikler var. Anne babalar, öğretmenler ve bu ülkenin geleceğini dert edinen herkes haklı olarak aynı soruyu soruyor: Bu hızlı çağda çocuklarımızı nasıl yetiştirmeliyiz ki hem kendilerine hem ailelerine hem de ülkelerine faydalı birer insan olsunlar?
Bu sorunun cevabı aslında çok uzaklarda değil. Geleceğin dünyasında güçlü ve söz sahibi olmak, sadece en son model arabalara, en gelişmiş bilgisayarlara ya da büyük binalara sahip olmakla ilgili değildir. Asıl güç; iyi yetişmiş, ne yaptığını bilen, vicdanlı ve ülkesine gönülden bağlı bir nesle sahip olmaktır. Böyle bir nesli yetiştirmek için de hayatın her alanında dikkat etmemiz gereken çok temel adımlar var.
Her şeyden önce, bir çocuğun sadece okul derslerinde başarılı olması ya da sınavlardan yüksek notlar alması tek başına yetmez. Bir insan dünyanın en iyi mühendisi, doktoru ya da yöneticisi olabilir; fakat içinde dürüstlük, adalet ve merhamet duygusu yoksa, edindiği o büyük bilgiyi insanlığın zararına da kullanabilir. Bu yüzden ilk işimiz, çocuklarımızın kalbine dürüstlüğü, doğru sözlü olmayı, hak yememeyi ve güçsüze yardım etmeyi yerleştirmek olmalıdır. Ahlak ve karakter, bir insanın içindeki görünmez pusuladır. Bu pusula doğru yönü göstermezse, en zeki insan bile hayat yolunda kolayca kaybolur.
Ahlakın yanına mutlaka güçlü bir donanım ve gerçek bir beceri koymamız gerekir. Günümüz dünyasında sadece ezber yapan, bilgiyi sorgulamadan kabul eden ya da gün boyu ekran başında sadece başkalarının ürettiği videoları tüketen bir gençlik başarılı olamaz. Çocuklarımıza merak etmeyi, soru sormayı, araştırmayı ve kendi elleriyle bir şeyler üretmeyi öğretmeliyiz. Bugünün dünyasında başarılı olmak; en az bir yabancı dili iyi konuşabilmek, teknolojinin arkasında yatan mantığı anlamak, kitap okuma alışkanlığı kazanmak ve karşılaştığı bir problemi sabırla çözebilmek demektir. Bizim çocuklarımız, dünyadaki akranlarıyla her alanda yarışabilecek bilgiye ve özgüvene sahip olmalıdır.
Bir diğer önemli nokta ise kendi köklerine, milletine ve devletine sahip çıkma bilincidir. Kökleri derine inmeyen bir ağaç, ilk sert rüzgârda nasıl devrilirse; nereden geldiğini bilmeyen, tarihini, kültürünü ve kendi insanını tanımayan bir genç de dışarıdan esen her yabancı rüzgârla kolayca savrulur. Devlete ve millete bağlılık, kuru bir övgüden ibaret değildir; ülkesinin sorunlarına duyarsız kalmamak, vatan toprağının kıymetini bilmek ve gerektiğinde ülkesi için sorumluluk alabilmektir. Bir genç dünyanın neresinde olursa olsun, hangi yabancı üniversitede okursa okusun ya da hangi uluslararası şirkette çalışırsa çalışsın, aklının ve kalbinin bir köşesinde her zaman kendi vatanına hizmet etme duygusunu taşımalıdır.
Bütün bunların üzerine bir de "faydalı insan olma" amacını eklemek gerekir. Çocuklarımıza hayatın sadece çok para kazanmaktan, lüks bir hayat yaşamaktan ya da sosyal medyada beğenilmekten ibaret olmadığını anlatmalıyız. Gerçek mutluluk ve gerçek başarı, başkalarının hayatına dokunabilmekte, bir yarayı sarabilmekte ve toplum için kalıcı bir iyilik bırakabilmektedir. "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" sözü bize tam olarak bunu anlatır. İnsanına değer veren, komşusunu gözeten, doğayı koruyan ve işini hakkıyla yapan bir insan, zaten ülkesine en büyük hizmeti yapmış demektir.
Peki, böyle bir nesli sadece öğüt vererek yetiştirebilir miyiz? Elbette hayır. Gençler bizim ne söylediğimize değil ne yaptığımıza bakar. Evde anne baba olarak, okulda öğretmen olarak, sokakta vatandaş olarak dürüst ve çalışkan davranmıyorsak, onlara saatlerce ahlaktan veya vatan sevgisinden bahsetmemizin bir anlamı kalmaz. Onlara güvenmeli, fikirlerini dinlemeli, hata yaptıklarında ellerinden tutmalı ve kendi potansiyellerini ortaya çıkarmaları için fırsat vermeliyiz.
Sonuç olarak; ahlaklı, donanımlı, devletine bağlı ve faydalı bir nesil yetiştirmek bir günde gerçekleşecek bir mucize değildir. Bu, sabırla, sevgiyle ve emekle örülmesi gereken uzun bir yoldur. Ancak aklını ve vicdanını birlikte kullanan evlatlar yetiştirmeyi başardığımızda, yarının dünyasında millet olarak başımız her zaman dik, geleceğimiz ise her zaman aydınlık olacaktır.