Adıyaman’da bir insanın yıllarca biriktirdiği itibarı iki satırlık dedikoduya meze eden bir tiyatro oynanıyor. Başrolde maskeli soytarılar, karşılarında başkasının haysiyeti çiğnenirken keyifle seyreden alkışçıları var. Belge isteyen yok, iddianın dayanağını soran yok; birinin adının kirletilmesi, gösterinin devam etmesine yetiyor. Sonra bu ahlaksızlığa “cesur paylaşım” deniyor. İnsan onurunu çerez niyetine tüketen bir kalabalığın cesaretten anladığı da ancak bu kadar olur.
Kendilerini yel değirmenlerine savaş açmış Don Kişot sanıyorlar. Oysa meydanda kendi yüzleri yok, hedefe koydukları insanların yüzleri var. Birinin ailesine, emeğine, adına çamur atarken pek yiğitler; sözlerinin hesabı sorulunca perdenin arkasındalar. Gazeteci belge arayıp cevap beklerken bunlar hükmü dağıtmış oluyor. Ardından da imzasıyla yazanlara korkaklık dersi veriyorlar. Başkasının hayatını ortaya sürüp kendisini saklayan bu ucuz kabadayılığa cesaret diyenin, cesaretle yüzsüzlük arasındaki farkı öğrenmesi gerekiyor.
Asıl mesele, bu soytarıların kendilerine bulduğu seyirci. Çok sayın sosyal medya ahalimiz, “Kimsenin yazamadığını yazıyorlar” diyerek hangi pisliği alkışladığınızın farkında mısınız? Kimsenin yazamadığı şey bazen kimsenin doğrulayamadığı bir yalandır. Siz bilgi aramıyorsunuz; öfkenizi okşayan, sevmediğiniz insanı yere seren bir dedikodu istiyorsunuz. Doğru olup olmaması keyfinizi kaçırmasın yeter! Sonra da o hesabın takipçi sayısını gösterip “Bu kadar insan boşuna mı takip ediyor?” diyorsunuz. Bir yalanın etrafında kalabalık toplanması, o yalanı gerçeğe çevirmez; yalnızca çürümenin ne kadar müşteri bulduğunu gösterir.
“Ben sadece takip ediyorum” mazeretine de sığınmayın. İnsana belgesiz saldırmayı alışkanlık haline getirmiş bir hesabın takipçi hanesinde duruyor, yeni hedefini merakla bekliyorsanız, o gösteriye seyirci sağlıyorsunuz. Beğeniniz alkış, yorumunuz reklam, paylaşımınız dağıtım hizmetidir. Yalan olduğunu öğrendiğiniz halde orada kalıp gösteriyi büyütüyorsanız, artık kandırılmış değilsiniz; bile isteye ortak olmuşsunuzdur. Kul hakkını dilinden düşürmeyip başkasının onurunun parçalanmasına müşteri olmak düpedüz ahlaki iflastır. Gıybeti ekrandan okuyunca masumlaşmıyorsunuz.
Şimdi Resul Kurt, İshak Şan, Mustafa Alkayış ve Ekrem Çadır’dan tepkiler geliyor; hukuki yollardan söz ediliyor. Bu çıkış desteklenmeli, fakat mesele AK Parti’nin kendi iç dayanışmasına sıkıştırılmamalıdır. Tutdere de daha önce sahte hesaplardan yürütüldüğünü söylediği karalama kampanyalarına tepki göstermişti. Muhalefet, STK’lar ve kurum yöneticileri “Yesinler birbirlerini” aymazlığına yatmasın. Bugün rakibinizi hedef aldığı için hoşunuza giden tetikçi, yarın sizi hedef aldığında dünkü alkışınızı geri alamazsınız. Başkasının haysiyeti için susup kendi adınız geçince ahlak aramaya başlamanızın adı ilke değil, bencilliktir.
Kimliğini koruyarak belge sunan insanın hakkı elbette korunacak; siyasetçiye soru da sorulacak, ihale de incelenecek, yanlışın hesabı da istenecek. Fakat belgesiz suçlamaya itiraz edildiğinde gazeteciliği kalkan yapan bu maskeli tiyatroya kimse sığınamasın. Hukuki süreç delille yürüsün, varsa yönlendirenler ortaya çıkarılsın; siyasi husumetle fail uydurulmasın. Yalana karşı çıkarken başka bir yalana ihtiyaç duyanın da bu soytarılardan farkı kalmaz.
Ve siz, o hesapların takipçi listesinde duranlar: Bu yazıyı bitirince başkasının hayatını karartan yeni paylaşımı beklemek üzere aynı sayfaya dönecekseniz, kendinizi dürüst seyirci diye avutmayın. Önünüzde takipten çık düğmesi duruyor. Bir insanı belgesiz ithamlarla hedef alan hesaba sırtınızı dönmek için sıranın çocuğunuza, eşinize, ailenize gelmesini mi bekliyorsunuz? Maskeli soytarının bütün saltanatı, sizin verdiğiniz ilgiden ibaret. O ilgiyi kesin. Yoksa yarın aynı sahnede kendi adınızı gördüğünüzde, bugün tuttuğunuz alkışın sesinden şikayet etmeye yüzünüz kalmaz.