Ülkenin birlikteliğini liderler etrafında toplanmakta arayıp, milli ve manevi değerler etrafında toplanmakta aramayan milletler bu tarihi yanılgılarının bedelini tarihten silinmekle öderler.
Bu sözler, sayısız Türk İslam devletinin, tarihin satır arılarında nasıl yitip gittiğine dikkatleri çeken klişeleşmiş ibretlik bir sözdür.
Milli ve manevi değerleri kurumsallaştırıp birlik ve bütünlüğün en önemli mozaiki olarak görmeyen devletlerin uğradıkları makus talih ancak bu cümle ile ifade edilebilir.
Öyleyse, milli ve manevi kültür unsurlarını kurumsallaştırmak bir devletin bekası için hayati öneme sahiptir.
Bu yanılgının çerçevelediği hakikati hafife alıp gerekli çıkarımları yapmayan milletler, bu yanılgılarının bedelini kendileri ödedikleri gibi kendilerinden sonraki nesillere de kötü bir miras olarak bu bedeli ödetirler.
Madem ki tarih, geçmişin en önemli tanığıdır..?
Öyleyse; Tarih: geçmişten ders alıp geleceği sağlam temeller üzerine inşa etme sanatıdır. Bu tanıklığı görmezden gelmenin tarihi körlüğe sebebiyet verdiğini söylemeye bile gerek yok sanırım.
TARİHİ KÖRLÜK!
Türk ve İslam dünyasında yaşamış ve yaşayan pek çok devlet bu tarihi körlüğün en kötü örneklerini günümüzde bile hala yansıtmaya devam etmektedirler.
Türk İslam devletlerinin pek çoğu, ki buna Türkiye'de dahil, milli ve manevi değerler etrafında örgütlenip kenetlenmek yerine liderler etrafında kenetlenmeyi büyük devlet olmanın ön koşulu olarak görmektedirler. Bu durum Türk İslam devletlerinin neden kısa ömürlü olduklarını en iyi şekilde özetlemek için yeterlidir.
LİDER BASKISI!
Devlet yönetiminde liderlerin oluşturduğu vizyon ve misyon, maddi ve manevi değerleri baskıladığından bu değerlerin gelişim süreci yavaşlamaktadır. Liderler sonrasında oluşan otorite boşluğunu dolduracak hiç bir değer bulunamadığından toplumsal kenetlenme oluşamamakta ve bu durum devletlerin yıkılmasına sebep olmaktadır.
LİDER HEGEMONYASI!
Tarihin tozlu sayfaları karıştırıldığında lider hegemonyası ile büyüyüp gelişmeyi kader sayan ülkelerin oluşturduğu enkaz yığınlarına sıkça rastlamaktadır.
Çünkü bu tür devletler güçlü liderlerlerin gücü ile güç ve otoritelerini tesis etmeye çalışırlar. Halbuki ihmal ettikleri şey tarihi özgeçmişlerine dayanan köklü maddi ve manevi değerlerdir. Liderler öldüğünde bu değerler çoktan yitirildiği için yıkım kaçınılmaz olur.
ÜST KİMLİKLİ LİDERLER
Bu yüzdendir ki Türkiye Cumhuriyeti olarak ürettiğimiz üst kimlikli liderler (Menderes ve Özal) sonrasında uzun bir süre gelişim sürecimiz durmuş ve adeta ülkede bir fetret devri yaşanmıştır.
Bu duruma pek çok Türk İslam devletinden örnek vermekte mümkündür.
✓Örneğin, Büyük Hun imparatoru Metehan'ın ölümü ile birlikte Hun İmparatorluğu hızla çöküşe geçmiştir.
✓Avrupa Hun imparatoru Atilla'nın ölümünden sonra Avrupa Hunları da varlıklarını uzun süre koruyamamışlardır.
✓Bumin ve Mukan Kağan öldükten sonra Göktürk Devleti hızla çökmeye başlamıştır.
✓Selahattin Eyyubi'nin ölümünden sonra Eyyubi devleti toparlanamamıştır.
✓Kanuni'nin vefatı, Osmanlı Devleti için sonun başlangıcı olmuştur.
Bu bilgilerin tamamına 'Neden?' diye bir soru sorduğumuzda aldığımız yanıtların hep aynı olması tam bir trajidiyi ve akıl tutulmasını ifade eder.
TARİH TEKERRÜRDEN Mİ İBARETTİR?
Merhum Mehmet Akif bir dizesinde: "Tarihe, tekerrür diyorlar. İbret alınsaydı hiç tekerrür(tekrarlanmak) mü ederdi" demektedir.
Özülerek belirteyim ki Türk-İslam tarihinin tekerrürlerle dolu olması akıl tutulmasının ne boyutlarda olduğunu göstermektedir.
Biz, liderlerimizin gücü ile güçlenmeyi terk edip ABD ve diğer batılı devletler gibi devlet yapısını kurumsal bir ahenge dönüştürmediğimiz müddetçe bu tekerrürleri yaşamaya mahkum oluruz.
ÖZETLE:
✓liderlerle ilgili oluşturduğumuz ütopyaya artık son vermek gerekiyor.
✓Liderlerimizi ulvileştirerek putlaştırma alışkanlığımızı terk etmemiz gerekiyor. ✓Değerlerle ilgili genetik kotlarımıza geri dönmemiz gerekiyor.
İşte o zaman devletin bekasını sağlam temeller üzerine oturtmuş olacağız.
Tarihin yol göstericiliği ve tanıklığını da önemsediğimizde tarihin tekerrür etmesi diye bir sorunumuz kalmayacaktır.
Unutmayalım ki liderlerle değil, değerlerle ön plana çıkan devletler uzun yaşar.
Umuyorum ki RTE bu milletin liderlik serüvenindeki son imtihanı olur. Bundan sonra liderlerin gücünden değil değerlerimizin gücünden beslenmeyi öğreniriz. İlke ve değerlerimizi köklü bir şekilde kurumsallaştırarak liderleri değil değerleri öncelleriz.
Vesselam.