Kur'an öğretilerine baktığımız zaman İslam'ın, ibadetten önce bir ubudiyet dini olduğunu söylemek mümkündür. Yani kulluk bilincini inşa edip bu bilinci ruha ve hayata tatbik etme hassasiyeti ubudiyet olarak tarif edilir. 

 

Ubudiyet aynı zamanda bir takvadır. İslam'ın emir ve tavsiyelerine uyma, haram ve günahlardan kaçınma hususunda gösterilen titizliği ifade eder. 

 

Allahü Teala, Maide suresi 2. ayette "iyilik ve takva da birbirinizle yarışın" buyurmaktadır.

 

Öyleyse, İslam'ın temel öğretisini, takva ile bezenmiş bir kulluk bilincinin inşası olarak özetlemek mümkündür. 

 

İslam, kulluk bilinci oluşmuş bir ruhun, cesedini harekete geçirmeye kodlanmıştır.

 

İslamın temel kodlarını arayanlar Allah'u Tealanın, Kur'an nizamıyla ortaya koyduğu kanun ve öğretilerde her türlü detayı yakalayabilirler. Adı ile yaşamak ve yaşatmak bu nizama sahip çıkma inceliğinden gelir.

 

Ubudiyet: kelime itibariyle kulluk şuuruna ermeyi ifade eder. Yani yapılan ibadetin mana ve derinliğini bilmek telakisidir. 

 

İbadet elbette ki çok kıymetlidir. Ancak buradaki temel vurgu ubudiyetsiz yapılan ibadetin herhangi bir kıymetinin olmacağıdır.

 

İbadeti ifa eden kul, ibadetin neden yapıldığı şuuru ile donatılmamış, ibadetin mana ve derinliğini bilmiyor ise bu ibadet şekil esaslı bir ibadet hükmünden öteye geçemez. Şekil esaslı bir ibadetin ruha herhangi bir katkısı ise olamaz.

 

Ubudiyet: “kulluk” demektir. Kulun, sonsuz aczini ve fakrını bilmesi ve bu şuurla bir ömür sürmesi demektir.  

 

Ubudiyet: süreklidir. Hayatın tamamına ve her aşamasına nüfuz eder. Yaşam ile ölüm arasında şuur ve bilincin sürekli açık olmasını ihtiva eder. 

Kulun; "neyi, neden ve nasıl" yaptığını Allah için olgunlaştırma hassasiyetidir.

 

İbadet ise ubudiyetin öze dönmüş ve vücut bulmuş halidir. “Kulun, Allah'a karşı kulluk bilincini oluşturduktan sonra vazifelerini Allah adına yerine getirmesi olarak tanımlanır.

 

'Ubudiyetten' bahsetmişken 'Rububiyetten' bahsetmemek, konunun anlaşılmasında eksik kapı bırakmak olacaktır. 

 

Allahü Teala'nın; Rahmetle yaratması rububiyet, bu rahmete şükür ve minnettarlıkla mukabelede bulunmak ise ubudiyettir. 

 

Allahü Teala'nın; "Doğumu ve ölümü takdir etmesi rububiyet, bunlara karşı kulun sabır ve rıza ile mukabelede bulunması ise ubudiyettir.

 

Yani rabbimizin yaratma tecellisi rahmet ihtiva eder. Kadir-i mutlak olan rabbimizin rahmet tecellisine karşı bilinç ve şuur oluşturmak sabır ve rıza göstermek ubudiyetin kemal duyguları ermesi demektir. 

 

Düşünürüz ki Allah(c.c) güneşi ışık verecek ve görmeye yardımcı olacak şekilde yaratmış daha sonra da gözleri yaratmıştır.

 

Gözler görmek içindir. Ancak görmek için aydınlığa ihtiyaç duyar. Rabbi zülcelal'in rahmet duygularıyla güneşi ve gözleri yaratması bir rububiyettir. Gözün, güneşin yaydığı ışıklar sayesinde görmesi ise kul açısından bir nimet ve şükürdür. İşte bu şükür bilincinin kulda oluşması ubudiyete iktiza eder.

 

Kul, Allahü Teala'nın yaratılışta ortaya koyduğu bu muhteşem tabloyu aklıyla, kalbiyle, vicdanıyla müşahede de bulunuyorsa “ubudiyet” fersah fersah ruha inmiş olur.

 

Unutmayalım ki, kulluk bilincini inşa etmek Kur'an ve Sünnetin öncelikle ele aldığı bir konudur. Çünkü kulluk şuurunu oluşturmadan ibadet bilincini oluşturmak mümkün değildir.

 

Örnekler ile konuyu somutlaştıracak olursak. 

 

✓Namaz, Hz peygamberin peygamberlik vazifesinin başlamasından çok sonra hicretten yaklaşık bir buçuk yıl önce farz kılınmıştır. 

 

✓Yine aynı şekilde abdest de namazın ön şartı olarak aynı süreçte farz kırılmıştır. 

 

✓Örtünmek emri, peygamberlik vazifesinin tebliğinden çok sonra hicretin 5. yılında gerçekleşmiştir.

 

✓İçki ile ilgili nihai ayetler ise hicretin 4 yılında inmiştir. 

 

Bu örnekler göstermektedir ki İslamiyet, önce ibadeti değil ubudiyeti yani kulluk bilincini inşa etmeye çalışmıştır. Kulluk bilinci inşa edildikten sonra ibadet emirleri gelmiştir. 

 

Allahü Teala, kulun ibadetini önceliğe almadığını, kulluk bilincini önceliğe aldığını bu Kur'an metodolojisi ile işaret buyurmuştur. 

 

İslam, kulluk bilincinin inşası ile ruhun harekete geçmesini ister. 

 

Örneğin, namaz kılmak bir ibadettir. Namaz kılarken kimin huzurunda olduğunu bilmek ve bu bilinçle hareket etmek ise bir ubudiyettir. 

 

Örtünmek bir ibadettir. Fakat, örtüyü Allah'ın bir ayeti olarak üzerinde taşımak ise bir bilinçtir ve ubudiyettir.

 

Siyer kaynakları incelendiğinde görülecektir ki Allah resulü, sahabesini inşa ederken ubudiyet ruhu ile donanmalarına öncelik vermiştir. 

 

Şayet ubudiyet duyguları öncelikle inşa edilmemiş olsaydı sahabe efendilerimiz canlarıyla mallarıyla bu kadar büyük fedakarlıklara göğüs germeleri beklenemezdi.

 

Sahabe efendilerimiz, İslamın doğuşu esnasında ciddi eza ve cefalara katlanmak zorunda kalmışlardır. Zira, ubudiyet bilinci onlarda üstün bir karakter yapısının oluşumunu sağlamıştır.

 

Bunun içindir ki sahabe efendilerimizin hayatları, bu ubudiyet duyguları dolayısıyla bizler için bir rol modeldir.

 

Sonuç olarak ubudiyet: İslami yaşam açısından bir incelik bir naifliktir. Ubudiyetsiz yapılan ibadetlerin herhangi bir kıymetinin olmayacağı Kur'an ve Sünnetin ortaya koyduğu iradedir.

 

Allahu Teala, cümlemizin ibadetlerinde bizlere de ubudiyeti nasip eylesin. (Amin)

 

Vesselam.