Kur’an okumanın gerekliliği ve fazileti üzerinde söylenecek her sözün kifayetsiz kalacağını vurgulayarak söze başlayayım.
Çünkü, Allahu Teala'nın insanlığa verdiği mesajı keşfetmenin, o mesajın derinliğini idrak etmenin nasıl bir güzellik olduğuna kelimeler kifayet edemiyor.
Kur'an iklimine yapacağımız bu gizemli yolculuğu bütün boyutları ile yaşamak için hemen Kur'an'ın sayfalarını çevirmekle işe başlayalım?
Kur'an ikliminin mest edici atmosferini solumanın eşsiz heyecanıyla Kur'an'ın derinliklerine doğru yolculuğumuz başlasın.
Sayfaları çevirdikçe satır aralarındaki detayları gözden kaçırmayalım.
Kur'an'ın kendisini pek çok ayet ile bir “zikir”olarak takdim ettiği dikkatlerimizden kaçmasın.
Kur'an ıstiıalahına göre: Allah'ı "anmak", onu bilmek, onu yaşamak "zikir" kelimesi ile ifade ediliyor.
Allah'ı andıkça ve onu bildikçe gönül dünyanızın kapıları bir bir aralanmaya başlayacaktır.
Zikri iyice müşahede ettikten sonra az ötede bu defa bizi hikmet bilgileri karşılayacak.
Kur'an'ın zikri ile hikmet bilgilerini derinlikle incelediğimizde, görmemiz gereken perspektifin daha geniş olduğunu fark edeceğiz.
Hikmet'in sır perdeleri araladığında gördüğünüz manzarana bizi adeta cezbedecek.
Kur'an'ın bizi çıkarttığı hakikat yolculuğunun derinliklerinde böylelikle daha rahat dolaşmaya başlayacağız.
Lütfen bu seyahat esnasında sadece bakmayın, aynı zamanda görmeye de çalışın. Hem öyle bir görün ki bu görüş dünya gözüyle değil, kalp gözüyle olsun.
Sadece okumaya değil anlamaya da çalışın. Aynı zamanda bütün idrak kanallarını sonuna kadar açarak, alacağınız lezzeti katlayın.
Çünkü bu seyahat bizlere, uhreviyatı doğru görme ve doğru yorumlama becerisi kazandıracak.
Haliyle "zikir" faaliyetimiz arttıkça, 'fikir' alt yapımız da derinlik kazanmaya başlayacak.
O fikir, Allahu Teala'nın varlığını, birliğini, kudretini anlamanızı sağlayacağı gibi; insanı değerlerin, İslami esaslarla nasıl güzelleştiğini ve insanlığın yaşam kaynaklarını nasıl beslediğini daha iyi kavrayacağız.
Böylelikle insanlığa ve yaratılışa nüktedan bir bakış açısı da geliştirmiş olacağız.
Okudukça; varlığın sırrı, evrenin gizemi ve hikmeti gönül dünyanıza nağme nağme dökülmeye başlayacak.
Sayfaları karıştırdıkça iç dünyamız zenginleşecek ve bu zenginlik bizi başka alemlere farklı boyutlara taşıyacak.
Benliğimiz ve kişiliğimiz adeta eriyerek yeniden şekil almaya ve özüne evrilmeye başlayacak.
Okudukça,
Fani dünyadan geçip baki aleme, yani ötelerin ötesine uzanmaya başlayacağız.
Dünya hayatının sadece bir rüya olduğunu fark edeceğiz.
Dünya hayatının bir oyun ve oyalanmadan ibaret olduğunu anlayacağız.
Ayeti kerimelerin sonsuz ufkunda, zihin dünyanızın sınırlarını daha fazla zorlama imkanımız da doğacak.
Zihin dünyamızın sınırlarını zorladıkça Kur'an'ın ilk emrinin "oku" olduğunu görecek fakat "okumak fiilinin' İslam'ın 5 temel esası içerisinde neden yer almadığını hayretle izleyeceğiz?
Okuma eyleminin İslam'ın 5 temel şartını besleyen ve insanlığı kemálát duygularla buluşturan fiilin adı olduğunu anlayacak fakat bu durumun bir eyleme neden dönüşmediğini kavramakta zorlanacağız
Allahü Teala'nın:
"Şu Kur'ân insanların kalp gözlerini açacak bir nur, sağlam bilgi edinmek için bir hidayet ve rahmettir."(Câsiye 20)
İşte sana gerçek olarak anlattığımız bu bilgiler, Allah'ın varlığının delilleridir. Artık Allah'tan ve O'nun delillerinden sonra hangi söze (Kur'an dışında) inanıyorlar?
ayetlerine hikmet nazarıyla bakıp bu hikmeti ruhunuzun derinliklerine daha fazla indirgeyeceğiz.
“Kur’an okuyunuz. Çünkü Kur’an, kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçı olarak gelecektir” (Müslim, Müsâfirîn 252.)
diyen fahri kainat efendimiz sesi, kulaklarımızda çınlayacak.
Öyleyse:
Okuyan, bilir.
Bilen, anlar.
Anlayan da yaşar.
Ne dersiniz, doğru değil mi?
Sizce; Müslüman olmanın üstün meziyetlerini bir şahsiyet mevzusuna dönüştürüp üzerimizden yansıtamamış olmamızın sebebi okumamaktan kaynaklanmıyor mu?
Peki, İslam dünyasının ilimde ve teknikte bunca geri kalmasının sebebini nasıl yorumlayacağız?
Dilerseniz hazır sorgulamaya başlamışken bizi yüce mevlamızla buluşturması gereken ibadetlerimizde içerik hatalarına nasıl düştüğümüzü de anlamaya çalışalım.
Sizce,
Namaz kılmayı bir oturma ve kalkma eyleminin ötesine taşıyabiliyor muyuz?
Oruç tutmayı bir aç kalma faaliyetinin dışına çıkartabiliyor muyuz?
Zekat vermeyi, fakirin bir hakkı olarak değil de ona yapmış olduğumuz bir lütufmuş gibi görmekten vazgeçebiliyor muyuz?
Hacca gitmeyi bir gezi faaliyeti dışında anlamlandırabiliyor muyuz?
Kelimeyi tevhidi, fikirsiz zikir olmaktan çıkartıp yeniden yorumlayabiliyor muyuz?
Ne dersiniz? Bu tablolar karşısında bizim Kur'an'ı okuduğumuz ve anladığımız söylenebilir mi?
Allahü Teala, düşünmenin ve akletmenin ne kadar güzel bir eylem olduğunu Kur'an'daki sayısız ayeti ile ifade buyuruyor.
Düşünmek, araştırmak, sorgulamak, eleştirmek ve akletmek en büyük insanı vasıflarımız iken...
Okumamak, düşünmemek, eleştirmemek, araştırmamak, sorgulamamak niye...
Robotik tavırlarla aklımızı kiraya vermek niye...
.....
Veselam.