Sarık, sakal ve cübbe gibi unsurlar yüzyıllar boyunca Şiar-ı İslam'a atfedilmiş ve İslam'ın sembolleri gibi algılanmıştır.

Bu durum İslam dünyasında sarıklı, sakallı ve cübbeli insanların İslam'ı temsil ettiği gibi hakim bir kanaatin ortaya çıkmasına da sebep olmuştur.

Haliyle, bilgi, görgü ve irfanı yüksek olsun veya olmasın sarık, sakal ve cübbe gibi şekil esaslı unsurlara sahip olan kişiler toplum tarafından İslam'a atfen, aşırı hürmet ve iltifat görmüşlerdir.

İslam coğrafyasında sarık sakal ve cübbe, İslami değer unsurları olarak toplumsal bilince işlendiği için, bu unsurlara sahip olan kişiler ilim adamı  olarak görülmüş ve toplum tarafından iltifat görmüşlerdir.

Haliyle bu tür insanların halleri, beyanları ve tavırları İslam'a uygun olsun veya olmasın sanki İslamın öğretileri, emirleri veya yasaklarıymış gibi bir rol modele dönüşmüştür.

Kur'an'i öğretirlere ve Nebevi beyanlara sahip olmayan toplumlar bu insanlar eliyle rahatlıkla yönlendirilmiş "öz" esaslı İslami anlayış yerine "şekil" esaslı bir İslami anlayış türetilmiştir. 

Böylelikle, Kur'an'ın esas aldığı İslami değerler bu kişiler eliyle bağnazca şekillendirildiğinden "indirilmiş" bir dini anlayış yerine "uydurulmuş" bir dini anlayışın topluma hakim olmasına da sebep olunmuştur. 

Unutmayalım ki, Hz Muhammed (s.a.s) Arap bölgesine indirilmiş bir peygamberdir. Fakat getirdiği ilahi mesaj bölgesel değil evrensel boyutludur. Kendisine vahyedilen Kur'an-ı Kerim tüm insanlığın selameti için Allahü Teala'nın emir, yasak ve tavsiyelerini ihtiva etmektedir. Kur'an'ın öğretileri bölgesel motiflere ve şekillere sıkıştırılamayacak yücelikte ve evrenselliktedir.

Muhammed Aleyhisselam'ın vazifesi  Kur'an'ı yaşamak, anlatmak ve yaşatmaktır. Bir rol model olan Hz. Muhammed (s.a.v) Kur'an'ın evrensel boyutlu mesajlarını ilk muhattaplar olan Arap toplulukları üzerinden tüm insanlığa sunmuştur.

İlk muhatapların yaşadıkları coğrafik bölge ve kültürel değerler itibariyle sarıklı sakallı ve cübbeli olmaları tüm insanlığın da sarıklı cübbeli ve sakallı olmalarını gerektirmez.

Peygamber efendimizin Arap bölgesi kültürel değerleri içerisinde yaşamış olması bu kültürel değerlerin tüm insanlığa mal edilmesi gerektiği sonucuna da bizleri ulaştırmaz.

Şöyleki, İslami öğretiler bölgesel motifler üzerinden evrensel boyutlara taşınmıştır. Yerel ve bölgesel motif ve şekillere takılanlar, Kur'an'ın evrensel ilkelerini ve hikmetini ıskalayacaklardır.

Düşününüz ki, Peygamber efendimiz Arap bölgesinde değil de farklı bir coğrafyada yaşamış olsaydı, Arap Bölgesi kültürel motifleri ön plana çıkabilir miydı? Sarık, sakal ve cübbe Şiar-ı İslam olarak görülür müydü?  Değilse o bölgenin kültürel motifleri mi Şiar'ı İslam olarak ön plana çıkardı?

Bu sorular akıl süzgecinden geçirilerek cevapları aranması gereken sorular...

Bu durumdan hareketle İslam'ın bir şekil ve kalıp dini olduğuna dair çelişkili savın, Kur'an'i öğretilere ve Nebevi beyanlara uyumadığı rahatlıkla söyleyebilir.

Esasen, Şiar-ı İslam'dan sayılması gereken değerler sarık, sakal ve cübbe olamaz. Kur'an'ı öğretiler ve Nebevi beyanlar esas alındığında Şiar'ı İslam'dan sayılması gereken değerler: "Adalet, ahlak, akıl, ve ilimdir." 

Çünkü Kur'an bu kavramların önemi üzerinde sıklıkla dururken sarık, sakal ve cübbenin önemi üzerinde herhangi bir şekilde durmaz.

Öyleyse: "Müslüman" kelimesi telaffuz edildiğinde akla ilk gelmesi gereken kavramlar, "sakal sarık ve cübbe değil" "adalet, ahlak, akıl, ve ilim." olmalıdır.

Kur'an'ı Kerim çok sayıda ayeti ile "adalet, ahlak, akıl ve ilmin" önemi üzerinde hassasiyetle durmaktadır.

İslam'ın özünü teşkil eden bu tür kavramlar, Kur'an'ın beyanları esas alındığında görülecektir ki İslam'ın anayasasını teşkil  etmektedirler.

Durum böyleyken İslam'ı şekil ve kalıp diniymiş gibi takdim etmek İslam'a yapılmış en büyük haksızlık ve saygısızlık olacaktır?

Adı geçen kavramların İslam inancındaki yerini ve önemini anlayabilmek ve bu anlamda toplumsal bir bilinç inşa etmenin tek yolu ise, tüm dünya topluluklarının kendi lisanları üzerinden ve tefsir bilgileriyle birlikte Kur'an'ı okuyup, incelemelerinden geçer.

Böylelikle İslami kültürel değerler topluma nüfuz etme imkanı bulacak, hurafeler ve safsatalar toplum nezdinde itibarsızlaşacaktır. 

Bu tür toplumsal sorunların yaşanmasına en büyük sebep olarak da Kur'an'ın sadece Arapça metin üzerinden anlaşılmadan okunması göstermek mümkündür.

Unutmayalım ki! Kur'an'ı Kerim bir hayat kitabı ve yaşam rehberidir. Allah'ın (C.C) insanlığa hitabıdır. Bu hitabı doğru anlayabilmenin yolu Kur'an'ı anlayarak okumak ve hayatın her safhasına indirgemek ve yaşamakla mümkündür.

Rabbimiz, Kur'an-ı Kerim'de bütün insanlığa şöyle buyurmaktadır:

'Rabbinizden size indirilen Kur’an’a uyun; Allah’tan başkasını dost ve yardımcı edinip de onların ardından gitmeyin. Ne de az düşünüp öğüt alıyorsunuz."

(Araf 3)

Kur'an'a uymak, okumak ve anlamak dileğiyle...

Vesselam.